Yorgos Lanthimos filmleri, gündelik davranışları katı kurallar ve tekinsiz mizahla yabancılaştıran özgün bir sinema dili kurar. Dogtooth, The Lobster, The Favourite, Poor Things, Kinds of Kindness ve Bugonia dâhil uzun metrajları; yönetmenlik gücü, senaryo, oyunculuk, görsel dünya ve kalıcılık ölçütleriyle kötüden iyiye sıraladık.
Yorgos Lanthimos Filmlerini Nasıl Sıraladık?
- Her filmi yalnızca IMDb puanına göre değil, yönetmenin sinema dilindeki yeri ve yıllar içindeki etkisiyle değerlendirdik.
- Senaryo, oyuncu yönetimi, görsel tasarım ve filmin kendi kurduğu dünyanın tutarlılığını birlikte ele aldık.
- Sıralamanın öznel olduğunu açık tutarak yeni filmler geldikçe listenin güncellenebilir olmasını hedefledik.
1973 doğumlu Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos, çağdaş Avrupa sinemasının en özgün ve aykırı yönetmenlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Lanthimos, 2001 yılında Lakis Lazopoulos ile birlikte My Best Friend filmini yönetti. Ancak yönetmenin resmi biyografisinde Kinetta, ilk uzun metraj filmi olarak tanımlanıyor. Asıl uluslararası çıkışını ise 2009 yapımı Dogtooth (Köpek Dişi) ile gerçekleştirdi. Film, Cannes Film Festivali’nin Un Certain Regard bölümünde büyük ödülü kazanırken daha sonra Oscar’da En İyi Yabancı Dilde Film kategorisinde aday gösterildi.

The Lobster, The Favourite ve Poor Things ile Hollywood’a uzanan kariyerinde Lanthimos; Oscar adaylıkları, Cannes ve Venedik gibi önemli festivallerde ödüller ve giderek büyüyen uluslararası bir izleyici kitlesi kazandı. 2025 yapımı Bugonia ise 2026 Oscar Ödülleri’nde En İyi Film adayları arasına girerek yönetmenin yükselişini sürdürdü.
Lanthimos’un sinemasında iktidar, kontrol, aile, toplumsal kurallar, beden, cinsellik, dil ve bireysel özgürlük tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Karakterlerin son derece tuhaf olayları neredeyse duygusuz bir sakinlikle karşılaması, rahatsız edici mizahı ve alışılmışın dışındaki görsel tercihleri de yönetmenin kolayca tanınabilen sinema dilinin parçaları.
Özellikle Dogtooth sonrası Greek Weird Wave, yani Yunan Tuhaf Dalgası ile özdeşleşen en önemli yönetmenlerden biri haline gelen Yorgos Lanthimos’un uzun metraj filmlerini kötüden iyiye sıraladık.
Konstadinos uçağını kaçırdığı için beklenmedik şekilde eve döndüğünde eşini en yakın arkadaşıyla birlikte yakalar. Ancak ikisine de gördüklerini belli etmek yerine evden çıkar ve Atina sokaklarında dolaşmaya başlar.
Lakis Lazopoulos ile Lanthimos’un ortak yönettiği My Best Friend, yönetmenin sonraki yıllarda geliştireceği tekinsiz ve kontrollü sinema dilinden oldukça uzakta duran bir komedi.
Bu nedenle Lanthimos’un kariyerinin başlangıç noktalarından biri olması açısından ilginç olsa da filmografisinin en vazgeçilmez işi olduğunu söylemek zor.
Sezon dışındaki bir Yunan tatil kasabasında yolları kesişen bir otel çalışanı, fotoğrafçı dükkânında çalışan bir adam ve sivil polis, çeşitli şiddet sahnelerini yeniden canlandırarak kamera karşısında kaydetmeye başlar.
Kinetta, Lanthimos’un daha sonra çok daha güçlü biçimde kullanacağı bedensel performans, yabancılaşma, tekrar ve şiddet gibi fikirlerin ilk örneklerini taşıyor.
Ancak deneysel anlatımı ve bilinçli biçimde mesafeli yapısı nedeniyle yönetmenin en zor erişilen filmlerinden biri.
Bir grup insan, yakınlarını kaybeden kişilere sıra dışı bir hizmet sunar: Para karşılığında ölen kişinin yerine geçer, onun kıyafetlerini giyer, davranışlarını öğrenir ve yas tutan aile için onu canlandırırlar.
Ancak grubun katı kuralları üyelerden birinin müşterilerden biriyle kurduğu ilişkinin sınırlarını aşmasıyla bozulmaya başlar.
Alps, ölüm ve yas üzerinden kimlik kavramını sorgularken Lanthimos’un insanların toplumsal rollerini birer performans gibi ele aldığı en tuhaf filmlerinden birine dönüşüyor.
Kinds of Kindness, birbirinden bağımsız ancak tematik olarak bağlantılı üç farklı hikayeden oluşuyor.
İlk hikayede hayatının neredeyse tamamı başka biri tarafından kontrol edilen bir adam özgürleşmeye çalışıyor. İkinci bölümde kaybolduktan sonra eve dönen eşinin aynı kişi olmadığından şüphelenen bir polis merkezde yer alıyor. Son hikâyede ise özel güçlere sahip olduğuna inanılan bir kişiyi arayan bir kadın izleniyor.
Emma Stone, Jesse Plemons ve Willem Dafoe gibi oyuncuların her bölümde farklı karakterlerle karşımıza çıktığı film; itaat, kontrol, sevgi, bağımlılık ve inanç gibi temaları Lanthimos’un eski dönemlerini hatırlatan karanlık bir mizahla ele alıyor.
Poor Things kadar seyirci dostu olmayan yapım, özellikle Dogtooth ve Alps dönemindeki Lanthimos’u sevenler için yönetmenin köklerine dönüşü gibi.
Başarılı kalp cerrahı Steven Murphy, geçmişiyle bağlantılı genç Martin ile tuhaf bir ilişki kurar. Martin'in doktorun ailesinin hayatına giderek daha fazla girmesiyle açıklanması zor ve ürkütücü olaylar yaşanmaya başlar.
Yunan tragedyalarından beslenen The Killing of a Sacred Deer, Lanthimos’un mizahın dozunu azaltıp psikolojik gerilim ve korkuya en fazla yaklaştığı filmlerinden biri.
Özellikle Barry Keoghan’ın rahatsız edici performansı ve karakterlerin en korkunç olayları bile tekdüze bir sakinlikle karşılaması filmin tekinsiz atmosferini güçlendiriyor.
Distopik bir yakın gelecekte yalnız olmak kabul edilemez bir durumdur.
Partneri olmayan insanlar bir otele gönderilir ve kendilerine uygun bir eş bulmaları için 45 gün verilir. Süre sonunda başarılı olamayanlar seçtikleri bir hayvana dönüştürülür.
Bu absürt fikir üzerinden The Lobster, modern ilişkileri, insanların “uygun eş” arayışını ve toplumun çift olma konusundaki beklentilerini acımasız bir kara mizahla eleştiriyor.
Film aynı zamanda Lanthimos’un İngilizce çektiği ilk uzun metrajı ve yönetmenin uluslararası kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri.
Komplo teorilerine saplantılı iki genç adam, güçlü bir şirketin CEO’su Michelle Fuller’ı kaçırır. Çünkü Michelle’in dünyayı yok etmeye hazırlanan bir uzaylı olduğuna inanmaktadırlar.
2003 yapımı Güney Kore filmi Save the Green Planet!'ın yeniden çevrimi olan Bugonia, Lanthimos’un absürt mizahını komplo teorileri, şirket gücü, toplumsal paranoya ve giderek parçalanan gerçeklik algısıyla bir araya getiriyor.
Emma Stone ve Jesse Plemons’ın karşılıklı performanslarının öne çıktığı film, yönetmenin daha erken dönem işlerindeki rahatsız edici atmosfer ile Hollywood dönemindeki daha büyük ölçekli sinemasını buluşturuyor.
Bugonia, 2026 Oscar Ödülleri’nde En İyi Film kategorisinde aday gösterildi.
18. yüzyılın başlarında İngiltere ile Fransa savaş halindeyken sağlık sorunları yaşayan Kraliçe Anne, ülkenin yönetiminde büyük ölçüde yakın arkadaşı Lady Sarah’ya güvenmektedir.
Saraya hizmetçi olarak gelen Abigail ise kısa sürede kraliçenin ilgisini çekerek Sarah’nın saraydaki konumunu tehdit etmeye başlar.
Ortaya çıkan iktidar savaşı, The Favourite’ı klasik bir dönem filminden çıkararak kıskançlık, manipülasyon, sınıf ve güç üzerine son derece karanlık bir komediye dönüştürüyor.
Filmde Kraliçe Anne’i canlandıran Olivia Colman, performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandı.
Üç yetişkin kardeş, ebeveynleri tarafından dış dünyadan tamamen izole edilmiş bir evde yaşamaktadır.
Dışarıdaki hayat hakkında bildikleri her şey anne ve babalarının anlattıklarıyla sınırlıdır. Kelimelerin anlamlarından evden çıkabilecekleri zamana kadar gerçekliğin hemen her parçası aile tarafından yeniden tanımlanmıştır.
Dogtooth, aileyi küçük bir totaliter sisteme dönüştürerek dilin, eğitimin ve bilginin insanları kontrol etmek için nasıl kullanılabileceğini rahatsız edici bir biçimde gösteriyor.
Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard Ödülü kazanan ve Oscar’a aday gösterilen film, Lanthimos’u uluslararası sinema dünyasına tanıtan yapım oldu.
Bugün hala yönetmenin sinema dilini anlamak için başlanabilecek en önemli filmlerden biri.
Eksantrik bilim insanı Dr. Godwin Baxter tarafından yeniden hayata döndürülen Bella Baxter, dünyaya ve toplumun kurallarına neredeyse sıfırdan bakmaya başlar.
Bella’nın merakı giderek büyür ve Duncan Wedderburn isimli avukatla çıktığı yolculuk, onu yaşadığı korunaklı dünyadan çıkararak farklı şehirler, insanlar ve düşüncelerle karşılaştırır.
Alasdair Gray’in aynı adlı romanından uyarlanan Poor Things, Lanthimos’un beden, özgürlük, cinsellik, sınıf ve toplumsal normlar üzerine yıllardır kurduğu sinemasının en görkemli örneklerinden biri.
Fantastik prodüksiyon tasarımı, geniş açılı görüntüleri, kostümleri ve Emma Stone’un performansıyla yönetmenin bugüne kadarki en büyük ölçekli filmi olan Poor Things, 11 dalda Oscar’a aday gösterildi ve 4 ödül kazandı.
Emma Stone ise Bella Baxter rolüyle kariyerinin ikinci En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını aldı.
Kısa cevaplar
Sık Sorulan Sorular
Yorgos Lanthimos Filmlerine Hangi Filmle Başlanır?
The Favourite, yönetmenin tekinsiz mizahını daha erişilebilir bir dönem filmi içinde sunduğu için iyi bir başlangıçtır. Daha radikal bir deneyim isteyenler Dogtooth veya The Lobster ile başlayabilir.
Yorgos Lanthimos’un En İyi Filmi Hangisi?
Tercih ölçüte göre değişir: Dogtooth özgünlük ve etki, The Favourite oyunculuk ve anlatı dengesi, Poor Things ise görsel dünya bakımından öne çıkar.
Yorgos Lanthimos Filmleri Birbirine Bağlı Mı?
Hayır, filmler ortak bir hikâye evrenini paylaşmaz. Ancak donuk diyaloglar, iktidar ilişkileri, kurallarla çevrili karakterler ve kara mizah yönetmenin filmografisi boyunca tekrar eden özelliklerdir.
iyifilm.co












