The Wind Rises, yaratıcılığı masum bir sığınak olarak sunmaz. Jiro'nun rüyalarında uçaklar zarif, hafif ve neredeyse canlıdır; tarihsel gerçeklikte aynı tasarımlar savaş makinesine dönüşür. Film bu çelişkiyi bir mahkeme kararı gibi kapatmak yerine kahramanın hayatına yayar.
Miyazaki'nin ses tasarımı teknik dünyayı beklenmedik biçimde bedenselleştirir. Motor, rüzgâr ve deprem seslerinde insan sesini andıran dokular duyulur. Böylece makineler kusursuz nesneler olmaktan çıkar; onlar da hayal kuran ve hata yapan insanların kırılgan ürünleri gibi hissedilir.
Naoko ile Jiro'nun ilişkisi filmin tarihsel ağırlığına duygusal bir zaman ölçüsü ekler. Çalışma masası ile hastalık yatağı arasındaki gerilim, tutkuyla sorumluluğun her zaman uyumlu olmadığını gösterir. Sonuç, Miyazaki'nin en yetişkin ve en huzursuz filmlerinden biridir.
Caproni ile kurulan düşsel diyaloglar Jiro'nun vicdanını açıklayan bir ses olmaktan çok yaratıcılığın çekiciliğini temsil eder. Güzel uçaklar yapma arzusu samimidir; fakat güzellik onların tarihsel sonucunu temizlemez. Film tam da bu nedenle ne kahramanını mahkûm eder ne de onu rahatlatır. Seyirciyi, sanat ile kullanım amacı arasındaki sorumluluğu tartmaya zorlar.