Paprika rüyaları yalnızca hikâyenin konusu olarak kullanmaz; filmin kurgusu da bir rüyanın çağrışımlı mantığıyla ilerler. Bir kapı başka bir mekâna, kamera hareketi yeni bir kimliğe, film perdesi ise karakterin bastırdığı anıya dönüşür. Geçişler süs değil, anlatının esas dilidir.
DC Mini'nin vaadi empati ile gözetim arasında durur. Birinin rüyasına girmek onu anlamayı sağlayabilir, fakat aynı teknoloji mahremiyetin son sınırını da ortadan kaldırır. Satoshi Kon bu ikilemi basit bir teknoloji karşıtlığına indirgemez; yaratıcılık ile kontrol arzusunu aynı görsel coşkunun içinde tutar.
Susumu Hirasawa'nın elektronik müziği ve tekrar eden geçit töreni, filmin neşeli görüntülerini tekinsizleştirir. Dedektif Konakawa'nın sinema salonuna benzeyen zihinsel alanıysa Paprika'yı aynı zamanda seyretme, hatırlama ve hikâye kurma üzerine bir film haline getirir.
Atsuko ile Paprika arasındaki ayrım da basit bir gizli kimlik numarası değildir. Atsuko'nun kontrollü, mesafeli kişiliği ile Paprika'nın hareketli ve sezgisel tavrı birbirini tamamlar. Film, bilinçli benliğin bilinçaltını yönetebileceği fikrini giderek bozar; bastırılan arzu hem bireysel bedeni hem de ortak gerçekliği ele geçirebilen bir güce dönüşür. Mizah da bu gerilimin baskısını azaltmadan ritmi diri tutar.