Taste of Cherry

13 dakikada okuyabilirsiniz
Taste of Cherry
© Abbas Kiarostami Productions

Doğu medeniyetinde tasavvufun yaygınlaştığı dönemlerde yaşamış abdallar; kendilerini yerin altına kazdıkları bir mahzenin ya da kuyunun içine kapatıp hatırı sayılır bir süre boyunca orada kalıp, kendilerini dünya nimetlerinden tamamen soyutlamak suretiyle, bir sonraki muhtemel alemin muhtevasını tadımlayabilmeye çalışırlarmış. İşte Abbas Kiyarüstemi’nin 1997 yılında çekmiş olduğu Taste of Cherry a.k.a. Ta’m e Guilass bana bu ritüeli hatırlatır.

Dönemin abdalları bu ritüeli uygularken, sırat köprüsünün altında bulunduğuna inanılan gayya kuyusunun azabını tatbik edebilmeyi esas alırlar. Gayya kuyusu [1] geçiş aşamasında yer tutan bir azap mekanıdır. Abdallar, bu azabın içerisinde pişerek, olmayı hedeflerler. Taste of Cherry’de Bedii Bey, her ne kadar bir abdal olmasa bile, sahip olduğu varlık ve imkan denizinin içerisinde, dünyadan yılmışlığını açık seçik göstermektedir. Bedii Bey intihar etmeye karar vermiştir. Şehrin merkezinden uzakta bir yerde kendisi için kazdığı bir çukurun içine avuç dolusu uyku hapı içip girmeyi tasarlar. Bu noktada yardıma ihtiyaç duyar. Uyku haplarının yeterince tesir göstermemesi sonucu uyanabilme ihtimali vardır ve Bedii Bey uyanması durumunda kendisini çukurdan çıkarabilecek, uyanmaması durumundaysa üzerine yirmi kürek toprak atabilecek bir yardımcının arayışındadır. İran’da 1979 yılında cereyan eden islami devrimin bir getirisi olarak, bir vatandaşın intiharında pay sahibi olmak, idamla cezalandırılmaya sebep olur. Ayrıca zaten Kur’an içerisinde de intihar yasaklanmıştır.

Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı rıza ile gerçekleştirdiğiniz ticaret yolu hariç, batıl yollarla yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah size karşı çok merhametlidir. – Nisa/29

Kur’an

Bu ayette kesin bir cezalandırma söz konusu olmasa bile, Kur’an’ın okunuşunda tüm doğu toplumlarınca yetersiz kalınması, kitapta Rabb tarafından emredildiği varsayılanlar üzerinde gereğinden fazla hassasiyetler oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bedii Bey’in kendisine yardım etmesini umduğu kişilere hayli çok para önermesine rağmen; bir kişi hariç herkes, ya korkuyla ya da öfkeyle, teklifi reddeder. Diğer yandan Nisa suresinin 29. ayeti, Bedii Bey’in insanlara yaptığı teklife de ışık tutmaktadır. Kişi, teklifi kabul etmesiyle beraber malı, batıl yolla tüketmiş olacaktır. Kiyarüstemi bu eserinin içinde intihar olgusuna Kur’an’ın yanı sıra, 12 imam öğretisi ve hadisler üzerinden de yaklaşmıştır. Dinler aslında öze dönüşü öğütlemektedirler ve kastettikleri özün temelinde sevgi yatmaktadır. Bedii Bey’e baktığımız zaman; makinesiyle (arabasıyla) olan bütünlüğü ve sevgisizliği doğrultusunda, özden uzaklaşmış, mekanik bir birey gözlemleriz. Üstelik son derece varlıklı olmasına rağmen, dünyaya dair bir güvensizlik hissiyatı içerisinde olduğu da aşikârdır. Oysa varlıklı insanlar çoğunlukla, güvensizlik hissetmezler.

İlgili İçerik: The Wind Will Carry Us

Taste of Cherry Üzerine

Taste of Cherry
Taste of Cherry © Abbas Kiarostami Productions

Taste of Cherry üç perdeli yapı dışında kalan bir eser olması sebebiyle, alışılagelmiş bir aksiyonlar bütünlüğü göstermemektedir. Kiyarüstemi’nin durağanlığı ve uzun planları, tarzına aşina olmayan izleyicileri ekranda tutmak yönünde pek yapıcı sayılmaz fakat onun temel derdi, izleyicinin bizzat kendisidir. Kiyarüstemi izleyiciyi, ona sunduğu doğallığın –yani aslında izleyicinin kendi doğallığının- içinde aynalamak ister. Bedii Bey’in arabasının yan koltuğuna otururuz ve onun nereye, ne amaçla gittiğini irdelemeye başlarız.

Bedii Bey hakkında çok derin bir bilgi verilmemiştir. Sadece intihar etmeyi kafasına koymuş, varlıklı bir adam olduğu gösterilir. Kesif kararını uygulama aşamasında takıldığı tek ufak nokta, üzerine toprak atacak kişinin arayışıdır. Bu arayış onu farklı bireylerle iletişim kurmaya iter ve Bedii Bey’in öğrenme süreciyle beraber izleyicinin keşfi de başlamış olur.

Bedii Bey’in arabasına binen ilk kişi genç bir askerdir. Kürt kökenlidir. Yoksulluktan dolayı askerlik yaptığını söyler. Uzak bir mesafeden yürüyerek kışlaya gitmektedir ve varması gereken saatten bir saat erken gelmiştir. Bedii Bey ise hayata dair bir şeylere çoktan geç kalmışlığının hissiyatını aksettirir gibi bir hal alır. Çocuk Bedii Bey’in talebini, paraya ihtiyacı olmasına rağmen karşılamayacağını belirtir. Bedii Bey’in sinirlenmesi ve kaba konuşmaya başlaması sonucu çocuk koşarak yanından uzaklaşır. Arabaya binen herkesin ortak özelliği yoksulluktur aslında fakat ihtiyaçları olmasına rağmen ya gururdan ya da inançlarına aykırı bir durumla karşı karşıya kaldıklarından dolayı reddederler. Yoksulluktan dolayı paralı askerlik yapan, etnik kökeni farklı bir gence, daha iyi para karşılığı çok daha basit bir iş öneriyor Bedii Bey. Diyalog esnasında ona tempolu bir biçimde saydırması (Bir ! İki ! Üç ! Dört !), bir ¨birlik¨ metaforu olarak kabul edilebilir. Bu noktadan sonra Bedii Bey’in serüveninin devam eden kısmı alabildiğine metafor dolu diyebiliriz.

Yoksul kesimden insanların arasından kendine yardım edebilecek kişiyi rahatlıkla bulabileceğini düşünen Bedii Bey; azınlıklar üzerinden ruhani bazda mutlak bir ¨birlik¨ mesajı alırken, Erich Fromm’un ¨Barışın Tekniği ve Stratejisi¨ isimli eserinde insanın yaratıklar arasında bir hilkat garibesi olduğu betimlemesi zihnime çalınıyor. Fromm eserinde bu tabiri kullandığı kısımda; insanın yapısı üzerine doğal ya da bireysel bir baskı uygulandığı vakit, özden uzaklaşımın kaçınılmaz olduğundan bahsediyor. Her türlü baskının insanı özden uzak tutacağını ve insanın öze varamamışlığı sonucunda bütünlüğe de asla tam anlamıyla eremeyeceğini öne süren Fromm, özün barındığı yerin “çelişki” olduğundan bahsediyor. Taste of Cherry filminde da Kiyarüstemi, Bedii Bey’in izlediği yol boyunca onu ¨yaşam ve ölüm¨ arasındaki çelişkinin içinde tutuyor. Fromm’un aynı eserde belirttiği başka bir husus daha var ki bu husus yine Bedii Bey’in halet-i ruhiyesine ışık tutuyor. Fromm; insan’ın dünyaya salınışında kendisine verilen iradenin bir tesiri olmadığını ve yine dünyadan alınışında da çoğunlukla dünyevi ve aciz iradesinin hükmünün geçmediğinden bahsediyor. İşte Bedii Bey aslında tam olarak böyle bir isyankârlığın içine düşmüş durumda. Bu isyankârlık tıpkı Fromm’un bahsettiği gibi, topyekûn bir baskı sonucu belirmiş bir isyankârlık gibi.

Dolgun ücretli yardım talebine beklediği yanıtı alamayan Bedii Bey, dar bir yolda ilerlerken arabasının yoldan çıkması sonucu hiç talep etmemiş olmasına rağmen büyük bir işçi güruhunun yardımıyla karşılaşıyor. Bu beklenmedik imece gerçekleşirken, arka plandaki tepede iki kişinin kürek yardımıyla toprağı kazıyor olmaları hayli manidar. Aslında Bedii Bey’in ihtiyaç duyduğu yardım, yine onun iradesi dışında, seçme ve hatta satın alma özgürlüğünü bile egale etmiş bir biçimde, -belki de- ilahi bir güç tarafından karşısına çıkartılıyor. Bu noktayı baz aldığımızda Bedii Bey’in uyanış sürecini rahat gözlemleyebiliyoruz.

Bedii Bey’in yola yeniden girişinin ardından uğradığı ikinci durak, bir inşaatta güvenlik görevlisi olarak çalışan bir adamın kulübesi oluyor. Güvenlik görevlisi yine İran içerisinde yaşayan azınlık topluluklarından birinin mensubu: Bir Afgan. Kulübesi yerden yüksek bir yerde. Bedii Bey kulübeye tırmandıktan sonra etrafı süzüyor. Toz-toprak manzarası var karşısında. Güvenlik görevlisi bu manzaradan hoşnut olmadığını dile getiriyor. Bedii Bey’in ¨iyi¨ olan her şeyin toprağa gittiğini ve sahip olunan her nimetin toprak tarafından verildiğini söylemesi, kendine seçtiği akibete dair hissiyatı hakkında bir tezat oluşturuyor diyebilirim çünkü Bedii Bey ¨iyi¨ olamayacak kadar karanlık. Aralarında geçen konuşma esnasında Bedii Bey, dışarıda çalışmakta olan bir kepçeyi izliyor. Kepçenin boşalttığı toprak, Kiyarüstemi’nin seçtiği perspektiften, Bedii Bey’in üzerine dökülüyormuş gibi bir görünüm sergiliyor. Film boyunca buna benzer çeşitli planlar görüyoruz. Bedii Bey’in gölgesinin üzerine dökülüyormuş izlenimi veren başka bir plandan dolayı, içindeki karanlık ve karamsar tarafın, sembolik bir biçimde gömüldüğünü düşünebiliyoruz. Bu, onun aydınlanış sürecinin doruk noktasına ulaşacağını işaret eden planlardan biri.  Bunun öncesinde, Bedii Bey’in arabasının ikinci misafiri, güvenlik görevlisinin ilahiyat öğrencisi arkadaşı oluyor. Bu karakterle olan münasebetinde Kiyarüstemi, Bedii Bey’i on iki imam öğretisiyle karşılaştırıyor ki zaten bunun ipucunu güvenlik görevlisiyle yaptığı muhabbette Hz. Ali’nin kabirsizliği üzerine olan diyalogda veriyor. Güvenlik görevlisinin ilahiyat öğrencisi arkadaşı, tıpkı diğer birçok ilahiyatçı gibi epifani [2] bağımlısı. Ezberlediğini ve üstüne yeterince düşünmediğini çok belli ettiği çeşitli dogmaları ¨doğruluk¨ çerçevesine olduğu gibi oturtmuş bir birey ve bu dogmaları bir vaiz edasıyla karşısındakine bir biçimde  dayatmaya çalışmak onun mesleği olacak. Bedii Bey bu kişiye vaaz dinlemeye ihtiyacı olmadığını açık bir biçimde söylüyor. Zira şayet vaaz dinlemek istese, bir ilahiyat öğrencisi yerine bir ilahiyat profesörüyle muhatap olabilecek kadar imkâna sahip. Yine de bu öğrenciyle girdiği etkileşim sayesinde Bedii Bey’e dair bir şey daha sezinleyebiliyoruz, o da Bedii Bey’in içine düştüğü karanlık yüzünden etrafındaki insanlara manevi hasar veriyor oluşu.

İlahiyat öğrencisinden de umduğunu bulamayan Bedii Bey’in arabasında ansızın başka biri beliriyor. Bu kişiyi arabaya binen ilk iki kişiden ayıran en bariz özellik: en yaşlı kişi olması. Diğer yandan önceki karakterlerin arabaya binişlerinde bir hazırlanış aşaması mevcutken bu kişi arabanın içerisinde birden beliriyor. Muhabbete tanık olmaya başladığımız ilk anlardaysa Bedii Bey’in henüz somut bir biçimde yardım teklifi yapmamış olmasına rağmen, yaşlı adamın teklifi doğrudan kabul etmiş olduğunu idrak edebiliyoruz. Bu durum yaşlı adama uhrevi bir özellik yüklüyor. Bu suç ortaklığını kabul etmiş olmasının tek sebebinin meşakkatli bir hastalıktan muzdarip olan çocuğunu ameliyat ettirerek hayata bağlamak olduğunu söylüyor yaşlı adam. Konuşmalarından bilge bir kişi olduğunu gösteriyor. Seyahatleri esnasında Bedii Bey’i, onun bilmediği bir yola sokuyor. Bu yol da gidecekleri adrese çıkıyor aslında fakat Bedii Bey’in bildiği yoldan daha uzun bir yol. Yaşlı adam belki bir insanın ölümüne yardakçılık edecek fakat bunun karşılığında evladının yeniden doğumunu sağlayabilecek imkâna sahip olabilmesi söz konusu. Dolayısıyla işin içine hayırlı bir durum da girdiğinden mütevellit, yaşlı adamın tenezzülünü nitelendirirken aslında kullanılması gereken kelime ¨yardakçılık¨ değil. Üstelik yaşlı adamın kötü niyetli olmadığı da gayet aşikâr çünkü teklifi kabul etmiş olmasına rağmen Bedii Bey’i intihar fikrinden vazgeçirmeye en çok yaklaşan kişi o. Tabi bu kötü niyetli olmadığı hususunda tek etken değil. Adamın Doğal Tarih Müzesi’nde çalışıyor olması da son derece önem arz ediyor. Doğanın tarihine tanıklık ediyor çünkü. Yaşlı adam da daha önceleri, bütün sorunların üst üste geldiği bir dönemde intihar fikrini yerleştirmiş kafasına. Bunu bir teşebbüs haline de getirmiş üstelik. Onu fikrini uygulamaktan caydıran şey, doğa ananın insana sunduğu tatlı bir nimet olmuş. O nimeti en umutsuz olduğu anda insanlarla paylaşmış. Pesimistliği doğa ana sayesinde optimistliğe dönüşmüş. Üçüncü gözü belirmiş adeta. Öyle ki şimdi doğadan edindiği optimistliğiyle başka bir pesimisti tesiri altında bırakabiliyor. Eserin başından beri son derece soğukkanlı bir biçimde gördüğümüz Bedii Bey’i, yaşlı adamla olan muhabbetinden sonra ilk defa endişeli görüyoruz. Yaşlı adam diğer karakterlerden farklı olarak, Bedii Bey ile bir hadise paylaşıyor. Kendi geçmişinden bir hadise paylaşıyor. Bunu bu şekilde bir defa daha belirtmiş olmamın sebebi, intihar olgusu üzerine Kur’an’da yer alandan çok daha fazla sayıda kesif yargı, hadislerde yer almaktadır. Hadisler –ne yazık ki- çok nadide bir eserin gayet vasat bir biçimde rötuşlanmış versiyonlarıdır. Onlar, zaten ikinci hatta üçüncü şahısların ¨gördüklerini iddia etmek¨ suretiyle oluşturdukları kutsal kitap yorumlarıdır. Yaşlı adamın aktardığı hadise, hadislere oranla çok daha güvenilirdir çünkü yaşlı adam bizzat kendi tekâmülünü paylaşır.

Taste of Cherry
Taste of Cherry © Abbas Kiarostami Productions

Kiyarüstemi eserlerinde her zaman doğal ve gerçek olanı yansıtmayı sever. Taste of Cherry onun ezber bozan eseridir. İzleyicisiyle uhrevi konulara dokunan bir hikâye paylaştığından olsa gerek, gerçeklikle gayet makul bir oranda oynamıştır. Aslında kusursuz bir mantık düzeni mevcuttur fakat bu hemen anlaşılmaz. Karakterin arabasına binen üç karakter, Mevlana’nın “Hamdım, piştim, yandım” vecizesine emsal oluşturur. Genç asker, toydur. İlahiyat öğrencisi, pişmektedir. Yaşlı adam ise tekâmül etmiş ve insan-ı kâmil olmuştur. Bedii Bey’in öğrenme süreci, sürekli bir biçimde yolda oluşuyla başlamıştır. Yolu yaşlı adamla kesiştiği anda, Kiyarüstemi gerçeklikle oynamaya başlar. Filmin son karesinde, Bedii Bey’in uyanışında izleyiciye seti gösterir. İzleyiciyi yaşattığı ortamın içerisinden bir anda çekip çıkarır. İzleyicilerin neredeyse tamamı, filmin sonunun ucu açık bittiğine dair hemfikirdir. Bunun sebebi, Bedii Bey’in yaşayıp yaşamadığının bariz bir biçimde verilmemiş olmasıdır. Oysa Kiyarüstemi, karakterin akibetini açık etmiştir zaten. Bedii Bey ölmez çünkü gayya kuyusu öldürmez. O sadece azabı, tekrar yöntemiyle hazmetme biçimidir. Filmin başından sonuna kadar sabit duran en önemli unsurlardan birincisi dürüstlüktür. Karakterlerin tamamı birbirleriyle tanışıklığa sahip olmamalarına rağmen dürüsttürler. Bedii Bey kendisine yardım edecek kişiye maddiyat üzerine bir söz vermiştir. Parayı arabasının torpido gözüne bırakacağını ve arabasının da müstakbel kabir simülasyonunun başında bulunacağını söyler. Yaşlı adam tecrübesi ve öğretisiyle Bedii Bey’i o kadar güçlü bir tesir altında bırakır ki Bedii Bey’in yaşama ihtimali üzerinde canhıraş bir biçimde durmasını sağlar. Bedii Bey gayya kuyusuna tecrite giderken kendi arabası yerine taksi tercih eder. Dürüstlüğün esas bütünlük olduğunu göz önünde barındırırsak, Bedii Bey vadettiği parayı koyabilecek bir torpido gözü almamıştır yanına. Bu durum sözünü tutmayacak olduğunun bir göstergesi değildir. Aksine, yaşamaya tutunmaya karar vermişliğinin bir göstergesidir. Diğer yandan Bedii Bey, arabası yoldan çıktığında, insanlardan para karşılığında satın almak istediği yardımın son derece metaforik ve manidar bir halini tamamen bedavaya bulmuştur zaten. Filmin henüz başında kendisini dayakla tehdit eden o adamın, eşiyle fotoğrafını çeker. Üstelik rica üzerine, bedelsiz bir biçimde. Zamandan bir sevda parçası keser. Sevda gerçek olan tek şeydir ve her ömürde galip gelecek yegâne unsurdur.

Erich Fromm, insanın doğanın bir parçası olduğunu ve insanın bu bütüne bağlı olduğunu söyler fakat insan, kendisine bahşedilen logos nimeti sebebiyle, ait olduğu canlılar alemi tarafından otomatikman dışlanmıştır. Yine de neresinden bakılırsa bakılsın, canlılar aleminin içinde yaşamak ve hayatta kalmak zorundadır. Kendisine bahşedilmiş akıl, çektiği acıyı sürekli artırır ve aklına nihai sonunu yani ölümü getirir. Fromm ¨Psikanaliz ve Din¨ isimli eserinde Freud’un dine yaklaşımını da irdeler ve Taste of Cherry‘de Freudyen bir perspektif de yer tutmaktadır. Freud dinleri, çocukluktan gelen çeşitli deneyimlerin tekerrür etmesi olarak irdeler. Oluşturduğu baba-çocuk metaforu, tanrı-kul arasında olan gibidir. Kul; tanrıyı sever, tanrıya güvenir, tanrıya sığınır. Aynı zamanda kul; tanrıdan korkar, tanrıdan diler, yeri doldurulamayacak bir güvensizlik hissiyatının giderilmesini tanrıdan talep eder. Freud’a göre bir çocuk da babası için aynı şeyleri hisseder. Onunla beraber kendini var etmeye çalışır. Onu sever fakat aynı zamanda korkar da ondan.

Bedii Bey’in kendini toprakta açtığı bir çukura gömdürmek istemesi, ana rahmine bir dönüştür aynı zamanda. Bedii Bey ölmez çünkü ölüm gerçek değildir. Ölüm ana rahminden yeni bir doğum getirir beraberinde. Tabiat, hastalıklı bakış açılarını yerli yerine oturtmak için biçilmiş kaftandır, çünkü dişidir, kucaklayıcıdır, bağışlayıcıdır, yerine göre merhametlidir, bereketlidir. Bedii Bey asker çocuğu ikna edebilmek maksatlı “bir ağacın gölgesine sıçacağın gübreyim” gibi bir ibare kullanmıştır. Yaşlı adamın yöntemi, Bedii Bey’in yöntemi gibi değildir. Yaşlı adam kendisini bir meyve gibi ağacın dalından sarkıtmayı tasarlamıştır. Birinin yukarıda diğerinin aşağıda olması bile bir döngüye göz kırpıldığının işaretidir aslında. Sonuç itibariyle fayda, bakteriler için mikrokozmozda da makrokozmozda da aynıdır.

Taste of Cherry
Taste of Cherry © Abbas Kiarostami Productions

Kiyarüstemi doğanın sahip olduğu bütün bu özellikleri, manzara planlarıyla gayet durgun ve görkemli bir biçimde gösterir. Oyuncu seçiminin gerçekten halk arasından giderilmesi, Kiyarüstemi’den beklenebilecek bir hamle. Başlangıçtaki kahverengi tonlarda kuru toprak manzaralarının artırdığı buhran; filmin sonunda Kiyarüstemi: “bütün bunlar hakikatin kurgusu” dermişçesine filmin setini göstermeye başladığında, alabildiğine yeşil çimenlerle dağılıyor. Sette nasıl bir ¨birlik¨ olduğunu en son sekansta da izleyicinin iliğine kadar işletiyor Kiyarüstemi.

İleri Okuma:

[1] Karmaşık işlerin döndüğü yer veya çok çapraşık durum, gayya.
[2] Epifani, Wikipedia.