Bunu Okuyorsunuz
Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen

Sansür tarih boyunca gelişerek, bazen cisim ve boyut değiştirerek, zaman zaman artan ve azalan yapısıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Sinema tarihi boyunca sansür ve yasaklar daima var olmuştur. Tartışmalı filmler çoğu ülkede sansür kuruluşları ya da yerel veya ulusal makamlar tarafından yasaklanmış, sinema izleyicisi ve yönetmen “sansür” adı verilen bir kontrol mekanizmasıyla kısıtlanmıştır.

Bu listede, çalışmalarının uygun olmadığı düşünüldüğü için ülkelerinde yasaklanan 10 büyük yönetmenden bahsedeceğiz. Göreceğiniz gibi en büyük sansürcüler, otoriter hükümetler ve dini kurumlar.

Bunu göz önünde bulundurursak İrlandalı oyun yazarı George Bernard Shaw tarafından 1894 yılında yazılan Bayan Warren’ın Mesleği oyunundan bir alıntı yapmak iyi bir fikir olabilir.

Sansür, herkesin mevcut fikirlere ve kurumlara meydan okumasını önlemek için var. Tüm gelişmeler, zorlanarak başlatılmakta ve mevcut kurumlara destek verilerek yürütülmekte. Sonuç olarak, ilerlemenin ilk koşulu sansürün kaldırılması.

Bayan Warren’ın Mesleği

10. Jean Marie Teno

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Jean Marie Teno

Provokatif yönetmen Jean Marie Teno, farklı biçimler denemeye çalışan “yeni” Afrikalı sinemacılardan. Sinemasını ülkesinin sorunları hakkında bir şeyler söylemek için kullanan yönetmen; sömürge sonrası Kamerun’daki politik ve sosyal konulara değiniyor. Kurmaca ve belgesel unsurlarını birleştirerek, yenilikçi bir yapı oluşturmak için estetik görüntüler ve anlatı teknikleri kullanıyor.

Daniel Kamwa’nın 1975 yapımı Pousse Pousse filmi Teno’ya, Afrika’daki sosyal sorunları gösterebilecek gücün sinema olduğunu gösterdi. Teno’nun en iyi kurmaca belgesellerinden biri olan 1998 yapımı L’eau de Misere’de Kamerun’daki kirli su kaynakları sorunuyla ilgilendi.

Kamerunluların yaşadığı gerçekliği göstermek için sosyal bilinç içeren film yapımcılığını kullandı. Kamerun siyasetini eleştiren bir diğer filmi Afrique, je te Plumerai, devam eden sömürge baskısının mirasını irdeledi. Jean Marie Teno, 1978’te Fransa’ya gitti. Teno Fransa’ya gitmeden sekiz yıl önce, dönemin Kamerun başkanı Ahidjo olağanüstü hal uygulamış, ülkede rejim baskısı artmıştı. Şimdiki başkan Paul Biya, Afrika’nın en uzun süre iktidarda kalan yöneticisi. Teno’nun çektiği filmleri Biya rejiminde göstermesi ise imkansız.

Kamerun’da yaşam olağanüstü hal nedeniyle daha da kötüye gidiyordu. Teno, Afrika Raporu’na Kamerun’daki sinemanın durumunun korkunç olduğunu itiraf etti ve devletin her yerde şüphe uyandıran, her zaman şiddetli ve her zaman baskıcı olduğunu söyledi.

9. Jafar Panahi

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Jafar Panahi

Ünlü yönetmen Jafar Panahi, 2010 yılında karısı ve 15 arkadaşıyla birlikte evinden alındı. Panahi aynı yıl tutuklandı. Hükümet tutuklandığını doğruladı. Ancak suçlamanın ne olduğu İran Kültür ve İslami Rehberlik Bakanlığı açıklayana kadar belli değildi. Bakanlığın açıkladığına göre suçlama cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın seçildiği tartışmalı ve tekrarlanan 2009 seçimleriyle alakalı belgesel yapmaya çalışmaktı.

Panahi bir İran-Fransız kültür kuruluşu olan Pouya Kültür Merkezi’nin yöneticisi Abbas Bakhtiari’ye hapishanede gördüğü kötü muameleyi anlattı ve ailesinin tehdit edildiğini itiraf etti. 2011 yılında mahkeme Panahi’nin cezasını onadı ve yönetmen ev hapsine alındı. Ayrıca yurtdışına çıkma yasağı da getirildi.

Panahi’nin tutuklanması dünyanın her yerinden kınandı. Ünlü yönetmenin serbest bırakılması için 50 İranlı yönetmen, oyuncu ve sanatçıyla; dünyaca ünlü yönetmenler Paul Thomas Anderson ve Francis Ford Coppola bir bildiriye [1] imza attı. Panahi, 2011 yılında İran hükümeti tarafından yasaklanmadan önce de neredeyse 10 yıldır baskı altındaydı. Ancak yasağa rağmen, sevdiği işi yapmayı başardı. Hatta en iyi filmlerinden birini de hükümetin bu haksız muamelesinden sonra çekti.

Ünlü yönetmenin başrolünde oynadığı ve yönettiği Taxi kurgu-belgesel filmi 2015 yılında yayınlandı. Tahran‘ın renkli sokaklarında ilerleyen taksi, her kesimden yolcuyu konuk eder ve şoför koltuğunda oturan kişi her yolcuyla farklı bir konu üzerine sohbet eder. Direksiyondaki isim ise yönetmen Jafar Panahi’dir. Muhafazkar bir adam, korsan film satıcısı, yaralı bir adam ve karısı, bir çift yaşlı kadın ve yeğeni Hana. Panahi, Hana’yı okuldan aldığında, Hana Panahi’den bir okul projesi için kısa bir film hazırlamasına yardım etmesini istiyor ve ikisi öğretmen tarafından verilen kurallardan birini tartışmaya başlıyor: İran’ın olumsuz imajını gösterme fikri.

8. Peter Watkins

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Peter Watkins

İngiliz yönetmen Peter Watkins, toplumu analiz etmek için mockumentary (uydurma belgesel) tarzında filmler çekmeyi tercih ediyor. 1971 yılında çektiği Punishment Park filminde, Başkan Nixon ABD’de olağanüstü hal ilan ediyor ve yalnızca savaş karşıtı hareketleri değil, feministleri, vicdani retçileri ve komünistleri de iç güvenlik için risk olarak değerlendirip Mojave Çölü’ndeki parka göndermeye karar veriyor.

Film, ABD’deki polis vahşetini acımasızca eleştiriyordu. 1971’de gösterime girdiğinde büyük tepkilere yol açtı. Paranoyak bir fantezi olarak kabul edildi ve Hollywood filmi dağıtmayı reddetti.

Filmin DVD versiyonu herkesin neler olduğunu daha iyi değerlendirmesi için Watkins’in bu sorusuyla tanıtıldı: “Bugün dünyada yaşananlar olaylara rağmen Punishment Park filmi sözde paranoyak bir fantezi olarak gösterilmeye devam edilebilir mi?”

Tartışmalı sinema dilini hesaba katarak, zamanda geriye gidersek, özellikle de 1964’e, filmlerin gösterimi için çeşitli zorluklar yaşadığını rahatlıkla görebiliyoruz. Çektiği The War Game oldukça düşük bütçeli ve kahramanı olmayan bir filmdi. Birçok kişi tarafından savaş karşıtı bir film olarak tanımlanıyordu. Hükümetin müdahalesi sonucunda BBC’de gösterilmesi yasaklandı. Nükleer bombanın Hiroşima’ya atılmasının 20. yıl dönümünü anmayı amaçlayan ve nükleer saldırının dehşetini gözler önüne seren bu drama-belgesel, hükümet tarafından “yanlışlıklar” içerdiği iddiasıyla yasaklandı.

BBC yasağı yıllarca sürdürdü ve yönetmen Peter Watkins‘in fillmi 1985 yılına kadar yasaklı kaldı.

7. Luchino Visconti

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Luchino Visconti

1939 ile 1944 arasında, İtalya‘da yılda ortalama 72 film izlendi. Bu, Mussolini’nin faşist rejimi altında sinemanın önemini gösteriyordu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyan sinema endüstrisi neredeyse çöktü, bu yüzden İtalyan sinema salonları sadece yabancı filmleri göstermek zorunda kaldı. Ancak, faşist rejimin yabancı filmler göstermedeki gönülsüzlüğü ve kendi kendine yeterlilik politikası sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel olarak İtalyan film endüstrisinin gerilemesine yol açtı.

Mussolini, sinemanın dönemin en güçlü sanatı olduğuna inanıyordu ve bu yüzden İtalya‘da nelerin gösterildiğiyle fazlasıyla ilgilendi. Hatta rejim, 1935’te Centro Sperimentale di Cinematografia‘yı [2] ve 1937’de en ünlü film yapım komplekslerinden biri olan Cinecittà‘yı [3] kurdu. Sinema rejim tarafından desteklendi. Ancak başını belaya sokmak istemiyorsan faşist ilkelere bağlı kalman gerekiyordu. 1943’te – Il Duce’nin düştüğü yıl – James Cain’in The Postman Always Rings Twice adlı romanından uyarlanan Visconti’nin ilk filmi Obsession İtalya’da yasaklandı. Gerekçesi ise filmin kahramanının eşcinsel olarak kabul edilebilir bir karakter olmasıydı.

Filmin kahramanı faşist rejimin desteklediği erkeklik fikrine alenen karşı çıkıyordu. Kilisenin ve faşist rejimin öfkeli tepkisi bu filmi yasakladı. Film faşistler tarafından tamamen yok edilmeye bile çalışıldı ama Visconti, filmin bir kopyasını saklamayı başardı.

6. Jan Švankmajer

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Jan Švankmajer

Jan Švankmajer, sinema tarihinin en büyük sürrealist yönetmenlerinden. Sadece en yenilikçi filmlere, kısa filmlere katkıda bulunma konusundaki multi-disipliner yetenekleriyle değil, aynı zamanda Çek Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu otoriter komünist rejime karşı savaşmaya cesaret eden birkaç kişiden biri olduğu için önemli bir yere sahip. Bu nedenle, Švankmajer‘in en önemli etkisi, çalıştığı otoriter bağlamdır.

Asıl amacı Çekoslovakya‘nın komünist bir devlet olarak liberalleşmesi olan devrimci bir girişim olan 1968 Prag Baharı‘nın [4] ardından, Švankmajer‘in Leonardův denik filmi, komünizm eleştirisi nedeniyle yasaklandı. Her ne kadar bu kısa filmde gerçekleri ve kurguyu birleştirmemesi sansürcüler tarafından kendisine söylenmiş olsa da, yönetmen bu isteği görmezden gelmeye karar verdi ve sonuç olarak yedi yıl boyunca animasyon filmi yapmaktan men edildi.

Bir süre sonra film yapımcılığına geri dönmesine izin verildi. Hugh Walpole’ün Otranto Kalesi ve Edgar Allan Poe’un Usher Evi’nin Düşüşü gibi onaylanmış edebi uyarlamalarını çekmeye karar verdi. Ancak, bu filmlerde de otoriter rejimleri ve baskıyı eleştirmek için bilinçsizliğin ortaya çıktığı irrasyonel görüntüleri kullandı.

Kariyerinin sonların Švankmajer kendi ülkesinde tekrar yasaklandı. 1982 yapımı Moznosti Dialogu adlı kısa filmi politik iletişimin başarısızlığını göstermekten dolayı hükümet tarafından sansürlendi.

5. Pier Paolo Pasolini

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Pier Paolo Pasolini

Pier Paolo Pasolini cinsel konularda ve din konusundaki çalışmalarından dolayı önemli ve tartışmalı İtalyan yönetmen.

Amerikan film eleştirmeni Roger Ebert, Pasolini’nin 1964 yapımı The Gospel According to St. Matthew filminden “Şimdiye kadar gördüğüm dini konularla ilgili, muhtemelen vaaz vermeyen bir inanan tarafından yapıldığı için, en etkili filmlerden biri. Hikayeyi yüceltmeden, altını çizmeden, duygusallaştırmadan veya romantikleştirmeden, basitçe anlatılmış bir hikaye.” diye bahsediyor.

Pasolini, açık eşcinselliği ve Vatikan’ın kürtaj konusundaki görüşlerine verdiği destek sebebiyle, İtalya Komünist Partisi’nden dışlandı. Doğrudan konuya gelirsek, Pasolini’nin son çalışması 1975 yapımı Salò le 120 giornate di Sodoma filmi izlenebilecek en tartışmalı ve rahatsız edici filmlerden biri. Bu film yalnızca İtalya’da değil, çıkışından bu yana birçok ülkede de yasaklandı. Film, Marquis De Sade’in aynı adlı romanının dört kahramanını yeniden yaratıyor ve karakterler Benito Mussolini‘nin faşist rejimindeki kiliseyi ve otoriteyi temsil ediyor.

Yönetmene göre, filmdeki cinselliğin gerçek anlamı, iktidar ve özne arasındaki ilişki için kullandığı bir metafor. Bu film şiddet, cinsel sapkınlık ve acımasız cinayetler ve sadizm tasvirleri nedeniyle; kilise ve eleştirmenlerin şiddetli tepkileri sonrasında 1976’da yasaklandı. Yasaklandıktan sonra İtalya’daki tiyatrolarda gösterildi.

4. Sergei Parajanov

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Sergei Parajanov

Şairane Sovyet film yönetmeni Sergei Parajanov, SSCB’nin sansürü yoğun şekilde uyguladığı 1950’li ve 1990’lı yıllar arasında, komünizmin değerlerini yücelten hükümetin empoze ettiği bir stil olan sosyalist gerçekçilik sinemaya hakim durumdayken, ülkesinin en dikkat çekici ve çarpıcı filmlerine imza attı.

Parajanov’un herhangi bir filmini izlediyseniz, yönetmenin Sovyetler Birliği‘nin ihtişamı hakkında konuşmak istemediğini açıkça görebilirsiniz. Ukrainian Poetic School [5] üyesiydi ve üyelerin birçoğunun, filmlerini yasaklamak için ellerinden gelenin en iyisini yapan Parti yöneticileri gibi birçok sorunu vardı.

Parajanov için yasaklanmaktan daha kötü şeyler de oldu. Sovyet sinemasında kara listeye alındı ve sürgünde yaşamak zorunda kaldı. Renk ve kostüm kullanımı konusunda uluslararası bir ün kazanan 1965 yapımı Tini zabutykh predkiv filmi ülkede yasaklandı ve 70li yıllarında başında, Sovyetler Birliği’ndeki bazı Parti yetkilileri tarafından övülmesine rağmen, ülkeyi terk etmeye zorlandı.

Ukrayna’daki KGB başkanı Vitaly Nikitchenko 1969’da Ukrayna Komünist Partisi Merkez Komitesine Parajanov’un “genç yaratıcı çalışanların teşvik edilmesinde olumsuz etkisi” olduğunu bildiren bir rapor gönderdi. Parajanov 1973 yılında tecavüz, eşcinsellik ve rüşvet suçlamalarından Ukrayna’daki KGB tarafından tutuklandı. Yönetmenin kapitalist ülkelerden gelen yabancılarla toplantı ve yazışmalar düzenlediğini iddia edildi ki bu Sovyetler Birliği’nde ihanet sayılabilecek bir suç olarak kabul ediliyordu.

İlgili İçerik
Film Önerileri En İyi Macera Filmleri

1977 yılına kadar hapis yattı ama bırakıldıktan sonra bile Sovyet sinemasında persona non grata olarak kaldı. 1980’lere kadar yönetmenlik yapmaya devam etti ancak çalışma kampları ve cezaevindeki yaşam, 20. yüzyılın en büyük yönetmenlerinden Parajanov’u fiziksel ve zihinsel olarak zayıflattı.

3. Dušan Makavejev

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Dušan Makavejev

Makavejev, şüphesiz 1960’larda başlayıp 1970’lerin başlarına kadar devam eden Yugoslav Kara Dalga hareketinin en dikkat çekici yönetmenlerindendi. Bu film hareketi geleneksel yapıdan uzak, kara mizah yüklü ve gerektiğinde toplum eleştirisi yapabilmesiyle karakterize ediliyordu.

Yugoslav Kara Dalga, insan ruhunu göstermek ve sosyalist hükümeti açıkça eleştirmek için yönetmenlerin hayal güçlerinin çılgınca hareket etmelerine izin veren bir hareketti. Film formunun serbestleştirilmesi, sonrasında birkaç filmin yasaklanmasına yol açan saldırılar getirdi ve bazı yönetmenler sürgünde yaşamak zorunda kaldılar.

1971’de Makavejev’in WR: Misterije Organizma filmi uluslararası alanda kabul gördü. Ancak, Yugoslavya’da işler oldukça farklı gelişti. Kültür Bakanlığı, bu filmi ülke politikalarına uymayan, cinsel içeriği nedeniyle, kendi deyimleriyle rafa kaldırdı. Buna rağmen film Pula‘daki Yugoslav Film Festivali’nde gösterildi, ancak daha sonra Sovyet baskısından dolayı dağıtılmadı. Vojvodina‘daki gaziler derneği tarafından Makavejev hakkında dava açıldı. Bu gelişmeler Makavejev‘in yurt dışına kaçmasına neden oldu. Ancak Batı’da da projelerini gerçekleştirebilmek için gerekli yardımı bulamadı ve sadece 6 film çekebildi.

Derek Jones’un 2001 yılında kaleme aldığı Censorship: A World Encyclopedia kitabında, Makavejev’in yaşadıklarını şöyle özetledi: “İki tür sansür yaşadı. Komünizmin baskıcı sansürü ve kapitalizmin inceliği. Komünizm altında, daha sonra rafa kaldırılacak filmler yaptı; kapitalizmde hiçbir şey rafa kaldırılmadı ama projelerinin çoğu asla gerçekleşmedi.

2. Fritz Lang

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Fritz Lang

Lang, birçok sinemasever tarafından en büyük Alman ve Hollywood yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Fritz Lang, karakteristik epik ve karanlık filmleri, yoğun görsel stilleri ve dışavurumcu ışıklandırma teknikleriyle ve geometrik kompozisyonlarıyla fark yarattı.

Ünlü yönetmen, dönemin Nazi Almanya’sında Propaganda Bakanı Goebbels tarafından sansüre uğradı. Lang’ın 1933 yapımı Das Ahit des Dr. Mabuse filmi yasaklandı. Neden olarak “izleyicinin devlet adamlarına olan güvenini zedeleyebilir” olduğu ileri sürüldü. Ayrıca yönetmenden Nazi Partisi ile işbirliği yapması istendi. Lang bunu kabul etmedi. Sadece işi değil hayatını da tehlikeye attı.

Nazi Partisini incelikle eleştiren film, Mabuse karakteriyle bir Adolf Hitler alegorisi [6] yaptı. Nazi Partisi filme el koydu. Ancak Lang pes etmedi. Film hakkında konuşmak üzere Goebbels’den bir mektup aldı. Goebbels ile görüştüğünde Lang, tutuklanmamak için, Hitler’in istediği gibi nasyonal sosyalist filmler yapacağını söyledi. Ama bu aslında yalandı. Yönetmen daha sonra Hollywood’da çalışmaya başladı.

Lang sürgüne zorlandı. Sürgündeyken özgür filmler çekmeye devam etti. İnsanlara faşizmin yüzünü göstermek için 1943’te Hangmen Also Die! ve 1944’te Ministry of Fear gibi Nazi karşıtı filmler yaptı.

1. Luis Buñuel

Sinemada Sansür: Ülkesinde Yasaklanan 10 Yönetmen
Luis Buñuel

Luis Buñuel‘in yaşadığı sansür, kendi ülkesinde başlamadı. 1930 yapımı kült filmi Un Chien Andalou Fransa’da yasaklandı. Fransız yetkililer tarafından filme el koyuldu. Bu durum, yönetmenin yapmak istediği yeni devrimci sürrealist sinemanın herkes için kabul edilebilir olmadığını açıkça gösteriyordu.

1935’te İspanya’da Rafael Alberti, María Zambrano, Luis Cernuda ve Luis Buñuel gibi çok sayıda sanatçı, faşizme karşı manifestolar yazmak ve faşizmle kültürel bir açıdan savaşmak için toplantılar düzenlemek amacıyla Alianza de Intelectuales Antifascistas’ı [7] kurdu.

Birkaç yıl sonra, İspanya İç Savaşı sona erdiğinde, İspanya; sefalet, yoksulluk ve baskıyla batmış bir ülke halindeydi. İç savaş sona ermeden aylar önce, 1939’da, MoMA’da [8] çalışmak için Amerika’ya gitti. Dali’nin, Buñuel’in politik görüşleri hakkındaki yorumları nedeniyle orada da persona non grata [9] ilan edildi ve 1946’da Meksika’ya yerleşti. İki yıl sonra Meksika vatandaşı oldu.

Buñuel Meksika’da Luis Alcoriza, Max Aub, Juan Larrea ve Rodolfo Halffter gibi sürgündeki birçok İspanyol ile çalıştı. Buñuel 1960’da İspanya’ya Viridiana filmini çekmek için döndü. İspanyol makamlarından kaçmak için, hükümete, Meksika için bir dizi opera çekeceğini söyledi. Bu sayede filmi çekebildi. Ancak İspanya’da, diktatör Franco’yu destekleyen Katolik Kilisesini eleştiren bir film olduğu için yasaklandı.

Sonunda, Franco’nun ölümünden 2 yıl sonra, Buñuel 77 yaşındayken, Viridiana İspanya’da gösterime girebildi. Luis Buñuel, Francoist İspanya’da yasaklanan en büyük İspanyol yönetmendi.

İleri Okuma ve Notlar:

[1] Dehghan, Saeed Kamali. Iran jails director Jafar Panahi and stops him making films for 20 years. The Guardian.
[2] Centro Sperimentale di Cinematografia, Wikipedia. 
[3] Cinecittà, Wikipedia.
[4] Prag Baharı, Euronews. 
[5] Ukrainian Poetic School, Kinokultura.
[6] Alegori: Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır.
[7] Alianza de Intelectuales Antifascistas: Türkçesi Anti-Faşist Entelektüellerin İttifakı olan ve faşizme karşı kurulmuş bir topluluk.
[8] MoMa: ABD’nin New York eyaletinde bulunan Museum of Modern Art’ın kısaltması.
[9] Persona non Grata: Latince “istenmeyen kişi” anlamına gelir. Devletler arası ilişkilerde persona non grata, bir ülkeye girmesi veya o ülkede kalması ülkenin yerel hükûmeti tarafından yasaklanan yabancı bir kişi.

Yorumları Görüntüle (0)

Yorum Yap

Your email address will not be published.