Bunu Okuyorsunuz
Málmhaus

Málmhaus

Málmhaus

Málmhaus, İzlandalı senarist ve yönetmen Ragnar Bragason’un, 33. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışmış ve Toronto Uluslararası Film Festivali’nde Çağdaş Dünya Sineması bölümünde gösterilen 2013 yapımı filmi.

Farklı yerlerde yaşayan farklı insanların farklı nedenlerle aynı şeyleri düşünüyor olmaları benim için bir takıntı. Belki de bu yüzden insanları birbirine bağlayan filmler yapmaya çalışıyorum.

Málmhaus

Krzysztof Kieslowski’nin bu sözü sanat disiplinleri içinde müziğin de diğer tüm insanlar için müşterek bir zeminde hangi amaçla ve nasıl buluştuğunun sade bir açıklaması. Çıkış noktası itibariyle içinde bulundukları yerel gruplardaki bireylerin ortak duygularını işleyen müzik türleri zamanla daha geniş kitlelere hitap edebilen güçlü yapıtlar halini almıştır.

Blues nasıl ki, Afrika’dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı anlatan şarkılardan [1] oluşuyorsa Heavy Metal de İngiltere’de çoğu ağır sanayi işçisi olarak çalışan ve iş çıkışı evlere gitmeden önce yerel barlarında kendi müziğini yapan küçük gruplardan doğmuştur. Black Sabbath’la başladığı varsayılan metal müzik serüveni de blues, funk, rock ve jazz gibi dünya müzik tarihine damgasını vuracak yerini zamanla sağlamlaştırmıştır.

Málmhaus: Kendi Kimliğini Toplumsal Dayatmalara Karşı Koruyabilmek

Plak dönemini kaçırmıştım ama teyplerin bozuk olan geriye sarma tuşlarından dolayı kalem yardımıyla kasetleri başa sardığımız, şimdilerin nostaljik döneminin içine doğmuştum. Ortaokul döneminde annemin karne hediyesi olarak aldığı walkman’im ve akabinde oraya kim tarafından bırakıldığı benim için hala muamma olan, babamın sanayideki iş yerinde pencereden giren güneşe maruz kalarak biraz yamulmuş Metallica – S&M (1999) kaseti ile ilk defa metal müzikle tanışmıştım. Nothing Else Matters, Enter Sandman, One, Sad But True ve For Whom The Bell Tolls gibi klasiklerle yaptığım başlangıç; Led Zeppelin’den Deep Purple’a, Judas Priest’ten Savatage’a  gidecek uzun yolun ilk adımlarıydı.

Ergenlik dönemiyle birlikte kendini gösteren kimlik bunalımı, gerçek kendiliğime ulaştığım yanılsamalarıyla sürerken, metal müzikle yürümeye başladığım  yolun manzarasından memnundum. Ne yazık ki kendi memnuniyetimiz aile ve toplum tarafından her zaman hoş karşılanmaz. Dinlediğim müzikle birlikte değişen yaşam tarzım ve görüşlerim de çevrem tarafından hoş karşılanmamıştı. Sanayi işçileriyle başlayan metal müzik  kültürü kendi doğasına uygun olarak çivili bileklik gibi işçilerin kendine has takılarıyla karakterizeydi. Aileme göre kendi getto mahalleme çok uzak olan bu kültürün yaşayış ve giyim tarzını benimsemem, bir ifade biçimi olarak psikopatolojik boyuttaki uyumsuzluğumun göstergeleriydi. Çünkü çevremizde hiç kimse ne bu kültürün ifade biçiminden ne de ifade ettiklerinden haberdar değildi. Başka bir mahalleden gelen birine dahi öteki gözleriyle bakan sakinler, kendi mahallelerinden birinin böylesi radikal değişimini anlamakta zorlanacaklardı.

Málmhaus
Hera (Savatage-Strange Wings) – Málmhaus © Cinelicious Pics

Kilise her zaman bu grupların şeytana tapma gibi şeylerle ilintili olduğunu söylüyor. Ama onların şarkı sözlerini okursan ölüm ve savaştan, gerçeklikten bahsettiğini görürsün; bu konulardan bahsediyorlar, içinde yer almaktan değil.

Málmhaus

Filmimizin ana karakteri Hera’nın daha sonradan sıkı bir dostluk geliştireceği rahip Janus’a ifade ettiği bu söylem, tüm metalseverlerin değerlerini oluşturan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarından uzak, antimilitarist ve tüketim karşıtlığı bir tutumun temsilidir; makyajlı yüzünüzün altında cinsiyetinizin, ten renginizin ya da inanışlarınızın ayrımlaştırıcı anlamda bir önemi kalmaz. Abisi Baldur’un trajik ölümünden sonra bu travmayı atlatamayan Hera için ise abisi gibi metal müzikle ilgilenmeye başlaması onu hayatta tutabilmenin tek yolu olacaktır.

Kaybının acısını metal müzikle dindirebileceğini düşünen Hera, tüm renkli kıyafetlerini yakarak evden uzaklaşmaya karar verir. Yanına Baldur’un gitarını da alarak yola çıktıktan sonra otobüs durağında karşılaştığı adamın ‘Seni burada tutacak bir şeyin kalmadı mı?’ sorusu üzerine şehre gitmekten vazgeçer; çünkü abisinin bedeni İzlanda’nın bu kırsal topraklarında kalacaktır.

Aradan geçen yıllar sonrasında Hera büyümüş fakat ne abisine olan özlemi bitmiş ne de metal müzik tutkusu dinmiştir. Hera gibi anne ve babası da Baldur’un ölümünden sonra kendilerini toparlayamamıştır. Anne Droplaug’un yemek yerken tabağın kenarına bulaşmış domates sosuyla yeniden canlanan oğlunun ölüm anı, yas sürecinin yıkıcı etkilerini atlatamadıklarının göstergesidir. Filmin ilerleyen sahnelerinde anne Droplaug’un, oğlunun ölümüne kendisinin sebep olduğunu düşünerek kendini suçlayan babayla kurduğu iletişimi daha da bozulacaktır. Çatışmalı aile ortamında aradan geçen yıllara rağmen Baldur’un ölümüyle ilgili olarak hiç konuşmayan aile bireyleri her ne kadar kızlarına yardımcı olmak isteseler de kendilerinin dahi üstesinden gelemedikleri bu durumda kızlarına pek yardımcı olamayacaklardır.

Málmhaus
Karl ve Droplaug -Málmhaus © Cinelicious Pics

Karl ve Droplaug

Ailesinden de gerekli desteği göremedikten sonra Hera, sürekli alkol kullanmaya başlayacak hatta elindeki şişeyi bitirdiği ve evine uzak olduğu bir gece komşularından birinin evine gizlice girerek dolaplarındaki viskiyi alacaktır. Evin duvarında gördüğü bir kız ve erkek kardeş resmi ise Hera’yı birazdan kaçıracağı traktörün üzerinde intihar etme girişimine sürükleyecektir. Traktörün üzerinde süratli bir şekilde ilerlerken ellerini direksiyondan bırakıp gözlerini yumarak denediği bu intihar girişimi Hera için başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Bu sahnenin, yönetmenliğini Paris Barclay’in yaptığı, Sons of Anarchy (2008-2014) isimli dizinin final sahnesinde eşi ve çocuklarını kaybetmiş olan Jackson Teller’in intihar sahnesiyle benzerliği de güzel bir tesadüf olarak kabul edilebilir.

Málmhaus
Lizzy Borden – Me Against The World -Málmhaus © Cinelicious Pics

İntihar girişiminin ardından işleri yoluna koymak adına ailesi tarafında ‘normalleştirilmeye’ çalışılan Hera, kış boyunca mezbahada çalışmaya zorlanır. İşi dışında sosyal yaşamının da normalleşmesi gerektiği düşünülerek cemaat etkinliklerine zorlanması, Hera için kendi normali dışına çıkarak sonradan pişmanlık duyacağı çocukluk arkadaşlarından biriyle kuracağı ilişkiye de zemin hazırlayacaktır.

İlgili İçerik
Antichrist

İlk normalleşme denemelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından abisini arkasında bırakarak şehre gidemediği için ahırdaki ineklerini özgür bıraktıktan sonra ailesiyle konuşmaya gelen rahip Janus, beklenmedik şekilde Hera’nın hayatına dokunmaya başlayacaktır. Metal müzik severlerin antisosyal kişilikler olduğu ön yargısı gibi, dindarların da yobaz olacağı düşüncesini Hera için kırmaya çalışan rahip Janus, ailesiyle konuştuktan sonra Hera’nın yanına gelerek kendi metal müzik geçmişinden bahsederek Hera’yı etkilemeyi başarır. Rahibin Hera’ya yardımcı olmak maksadıyla yaptığı bu girişimin Hera tarafından yanlış anlaşılması ve rahibe karşı bir anda başlayan ilgisinin karşılıksız kalması üzerine kiliseyi yakıp evden kaçacaktır.

Anne ve babasının Janus’un evlerine gelip Baldur’la ilgili sorular sorması üzerine daha önce bu ölümü kabullenemedikleri için konuyu hiç açmadıklarının farkına varan Droplaug ve Karl, birbirlerine pişmanlık ve üzüntülerini anlattıkları katarsis sürecinden sonra kendi aralarındaki diyalogları da yeniden canlanmaya başlamıştır. Hera ise kiliseyi yaktıktan sonra kaçtığı dağ kulübesinden geri döndüğünde artık kasabadan gidemeyeceğini anlamış ve kendini hayatın olağan gidişatına teslim etmeye karar vermiştir. Fakat rahip Janus’un cesaretlendirmesiyle kaydedip şehre gönderdiği kasetten alacağı olumlu geri dönüşten henüz haberdar değildir.

Çocukluk arkadaşı Knütür’ün evlilik teklifini kabul ederek normal hayatına adapte olmaya çalışan Hera’nın demo kaydına ulaştıktan sonra onunla müzik yapabilmek için kasabaya gelecek üç metalci genç, Hera’yı kendini zorla adapte etmeye çalıştığı kabusundan uyandıracak ve birlikte müzik yapmaya cesaretlendirecektir. Ailesiyle de arası düzelen Hera’nın yaşamı artık geçmişin melankolisini bir kenara bırakarak yoluna girecektir. Alt metninde ailenin muhafazakar tutumuna karşı çıkarak özgürlüğe ulaşma isteğinin dışavurumu olarak okuyabileceğimiz Yorgos Lanthimos’un Dogtooth (2009) filmindeki dans sahnesiyle her ne kadar aynı anlamı paylaşmasa da, filmimizin sonunda annesinin Hera’nın odasına gelerek yaptığı, bir anlamda özgürleşebilmelerinin kutlaması olabilecek dansın da içinde aynı isyankar havayı barındırdığı söylenebilir.

Göz At: Kötüden İyiye: Yorgos Lanthimos Filmleri
Málmhaus
Megadeth – Symphony of Destruction – Málmhaus © Cinelicious Pics

Malmhaus’u kendi alanında önemli yapan, yas süreci ve bireysel kimliğini toplumun yıkıcı etkilerine karşı koruyabilmek için olay örüntüsünü metal müzik klasikleriyle bezemesidir. Günümüzde azınlıkta kalan bir grup olsa da metal müzik kültürüyle ergenlik döneminden itibaren tanışan  kişiler, içine doğdukları kültürün kalıp özelliklerini taşımaktan ziyade, metal müziğin kendi öğelerini barındıran yaşayış ve düşünce tarzını kalıcı olarak benimseyeceklerdir.

Málmhaus
Málmhaus © Cinelicious Pics

İleri Okuma:

[1] Blues, Wikipedia.

Yorumları Görüntüle (0)

Yorum Yap

Your email address will not be published.