La Haine

4 dakikada okuyabilirsiniz
La Haine

La Haine, azınlık olarak Fransa’nın gettolarında yaşayan üç gencin, narsisizmin gölgesinde büyüyen kendilik tasarımlarıyla değiştirebileceklerini düşündükleri toplumsal sistemi alaşağı etme ideallerini anlatan Mathiue Kassovitz filmi.

Özdeğer Eksikliğiyle Yetişen Bireylerin Antisosyal Tutumlarını Bir İdeoloji Şemsiyesi Altında Meşru Kılma Çabası: La Haine

La Haine
Vincent © Criterion Collection

Kendilik Nesnesi Kuramı’nın yaratıcısı olan Heizn Kohut, bireyin ‘ben varım’ diyerek başlayan özfarkındalık sürecinde, geçilmesi gereken belirli aşamalardan bahseder. İçinde yaşadığımız Umwelt (Fiziksel Dünya) ve Mitwelt (Sosyal Dünya)’in Eigenwelt (Kendilik Dünyası) [1] ile keşistiği noktalardaki varoluşumuz, uygun bir kendilik imgesi oluşturabilmek için bir kendilik nesnesine ihtiyaç duyar. Birey, bu kendilik nesnesinden aldığı verbal (sözlü) veya non-verbal (sözsüz) verilerle bir kendilik tasarımı oluşturmaktadır.

Doğumundan itibaren kendisini ve çevresini bir bütün olarak algılayan bebeğin, kendilik nesnesiyle girdiği ilişki çerçevesinde oluşturduğu kendilik tasarımı, bakım verenin pozitif, negatif veya nötr yaklaşımlarıyla gelişir; bakım vereni kendisine gülümsüyorsa iyi kendilik, kızıyor veya surat asıyorsa kötü kendilik ve eğer kendisini ilgisiz bırakıyorsa da ne olumlu ne de olumsuz kendilik imgesi geliştiremeyen bir birey ortaya çıkar.

Kendilik farkındalığının zamanla geliştiği bebek ise artık kendi omnipotans (tam güçlü) halinin farkında olduğu, sınırları olmadan her istediğini yapabileceğini düşündüğü primer narsisistik evrede kendi varlığı optimal kırılmalarla  onaylanarak kabul edilmek yerine görmezden gelinir veya engellenirse kişilik yapısı gelişimsel duraklamaya uğrayarak bu aşamada kalır. Biyolojik yaşı ne kadar ilerlese de o artık yaşamı boyunca kendi kimliğinin varlığını ispatlamak adına onay bekleyen ya da kendi varlığını gösterebilmek için grandiyöz (büyüklenmeci) tavırlarda bulunan primer narsisistik evrede kalmıştır. Böylece kişi kendi özdeğerini yaratabilmek adına artık ya sahte kendilik geliştirecek ya da kendilik bozukluklarının gölgesinde yaşamına devam etmek zorunda kalacaktır.

Sinema her ne kadar yaşamın bir kesiti de olsa bize, karakterlerin rolleri üzerinden geçmiş ve gelecekleriyle ilgili yorum yapabilme şansını vermektedir. Kohut’un teorisine göre anlattığım kendilik kuramı, filmimizde sosyal boyutuyla bütünleşerek antisosyal davranış örüntüleri sergileyen üç gencin olası çocukluğunun kesitleridir.

Vincet, Hubert ve Said toplumun azınlığı konumunda bulunan ve sırasıyla Yahudi, Afrikalı ve Arap olarak öteki pozisyonunun temsilleri konumunda karşımıza çıkmaktadır. Katıldığı bir protesto sonrası polis tarafından şiddete maruz kalarak hastaneye kaldırılan Abdel’in kritik durumu, başta Vinz olmak üzere diğer karakterleri de belirli bir agresyon eşinin üzerine çıkartarak film boyunca verilen bir günlük zaman diliminde izleyicileri olası bir gerilimin kıyısında tutmaktadır.

La Haine
Soldan Sağa: Vinz, Said ve Hubert © Criterion Collection

Açılış sekansı, Bob Marley’nin Burnin’ And Lootin’ şarkısına eşlik eden protesto görüntüleri ile başlamaktadır. Haberlerde sıklıkla görüp kanıksadığımız görüntülerin film içindeki farkı ise, protesto öncesi polisin hazırlıklarını da gösteriyor olmasıdır. Gösterici ve polis açısından, taraf olmadan izleyemediğimiz protesto gösterileri öncesinde polis memurunu kendi aracının camlarına demir korumalıklar takarken izlediğimizde yaşadığımız zamana ontolojik bir eleştiriyle yaklaşmak yerine alışılmış ontik [2] kısıtlılıkla kabullenmeye sıkışmış olduğumuzu hissedebiliyoruz. Bu sahne, içine fırlatılmış olduğumuz dünyada hepimizin, polis ve protestocu gibi, belirli bir haklılık düşüncesinde, nedenlerini ya da sonuçlarını irdelemeden görevlerimizin sıradanlığında sürüklenir durumda olduğumuzun bir tezahürü gibi.

Protesto gösterileri sonrası Vinz ve arkadaşlarının çatıda küçük bir partiye katıldıklarını görüyoruz. Fakat partide Said’in parası olmadığı için bir sosisli sandviç dahi alamaması, günlük yaşamdaki kabul edilemeyen engellerin bilinçdışında yüceltilerek toplumsal bir meseleye evrilmiş halinde kabullenilmesinin işareti konumunda. Engellenmelerinin yanı sıra, toplumsal alanda ne bireysel ne statüsel bir yer bulamayan Vinz, Hubert ve Said film boyunca aslında kendi özdeğer eksiklerinin telafisi çabasında olacaklardır.

La Haine
Said © Criterion Collection

Partiden sonra buldukları küçük bir televizyonda bir önceki akşam katıldıkları protesto gösterilerini izlerken ekranda kendilerini görme istekleri de aynı özdeğer eksikliğini aşabilme çabalarından biridir. Çatışma sırasında bir polis memurunun kaybettiği silahı bulan Vinz, Hubert’in ‘Bu silahla ne yapacaksın?’ sorusuna verdiği ‘Saygı kazanacağım.’ cevabı da aynı çabanın bir yansıması olarak görülebilir. Alacak oldukları bir miktar para için başka semte gittiklerinde, adres sormak için Said bir polisle konuşmak durumunda kalır. Polisin kendisine ‘siz’ diye hitap etmesine şaşırarak kendisinin bu semtte saygı gördüğünü düşünür. Bu açıdan baktığımızda kendilerini sadece görülebilir kılmak isteyen gençlerin yaşadığı travmayı görmekteyiz.

Tüm bu dramatik altyapılarına rağmen çıkış umudunu yitirmeyen Vinz, Hubert ve Said film boyunca hem kendi içsel çatışmaları hem de kendi aralarında yaşanan gerilimlerin dinamiğiyle yaşama tutunmayı başarmaktadır; ellinci kattan düşen adamın hikayesinde, her katta kendi kendine ‘Buraya kadar her şey yolunda.’ diyen dam gibi. Çünkü onlar biliyorlar ki önemli olan düşüş değil yere çarpıştır.

La Haine
La Haine © Criterion Collection

Sistemin ortaya çıkardığı şu danalara bak. Şık deri ceketinin içinde hiç de zararlı görünmüyor. Ama bütün türlerin en kötüsü. Sistemin ürettiği yürüyen merdivenleri kullanıyor. Onu da sistem yarattı. Yürüyen merdiven bozulduğunda protesto eden adamlar bunlar, işte bütün türlerin en kötüsü.

La Haine

İleri Okuma:

[1] Varoluşçu Terapi, Ankara Üniversitesi. 
[2] Yıldızdöken, Çiğdem. (2017). Heidegger’de Dasein’in Varlığı Ve Zaman Meselesi.