Güeros

7 dakikada okuyabilirsiniz
Güeros

Güeros, absürdizm [1] üzerine inşa edilen olay örüntüsünü, iki kardeşin yaşamı üzerinden seyirciye sunan bir Alanso Ruizpalacios filmi.

Düzlemsel bir zeminde tüm duygularımızın iki kutuplu yapısı vardır; bu iki kutbun arasında gel-gitleriyle bize orta yolun varlığını gösteren sarkacın zarafetini izleyerek kendimizi tanıyoruz. Öfkenin yakıcılığına ve sükunetin serinliğine defalarca dokunarak sallanmaya devam eden sarkaç, durmaya ne kadar yaklaşırsa yaşam olaylarına karşı tepkilerimiz de o kadar olgunlaşmaktadır. İki kardeş olan Sombra ve Tomas da sarkacı eliyle durdurabilme gücüne haiz karakterler olarak karşımıza çıkıyor.

Güeros: Genç Olup da Devrimci Olmamak Bir Çelişkidir

Filmimize, çocuğunun ağlayışına (ya da eşinden gördüğü şiddete) daha fazla tahammülü kalmamış, bir gözü mor, telaşlı annenin evden kaçışına tanık olarak başlıyoruz. Kucağında bebeğiyle koşarken, bir  binanın üzerinden atılan içi su dolu balonun bebeğine isabet etmesi üzerine kadraj anneden uzaklaşarak binanın üzerine geldiğinde, Tomas çoktan binanın çatısından dairesine doğru kaçmaya başlamıştır. Annenin şikayet etmek için eve gelmesiyle daha da panikleyen Tomas, koşarak evden uzaklaşır. Bir süre sonra kaçtığı sahilde yanına gelen annesi, Tomas’a artık üniversitede öğrenci olan abisi Sombra ile kalması gerektiğini söylerken elinde babalarından kalan eski bir kaseti görecektir. Bu kaset Epigmenio Cruz isminde, Meksika’da rock müziğin kurucusu olarak kabul ettikleri ve Bob Dylan’ı bile ağlattığı söylenilen şarkıcıya aittir.

Güeros
Güeros © Kino Lorber Films

Tomas, abisinin evine ulaştığında masanın üzerindeki bir gazete ‘Tutuklu öğrenciler, talepler pazarlığa açık değildir, diyor başlığından öğrencilerin grevde olduğu haberini okuyacaktır. Öğrencilerin getirilecek olan harç ödemelerine karşı sergilediği bu duruşta Sombra’nın da neden bulunmadığını soran Tomas abisinden ‘Grev içinde grev yapıyoruz’ cevabını alacaktır. Sombra’nın ev arkadaşı Santos ile sergiledikleri bu duruştan pasif bir direnişin içinde olduklarını anlayabiliyoruz.

Aktivizm tercihlerine karşı eleştirel bir yaklaşımla okuyabileceğimiz bu tutumun Sombra’nın kendi içsel çatışmalarını ayrıştırmada yetersiz kaldığının da farkında olabiliyoruz. Yaşadıkları evin boğucu dağınıklığı ve o eve sıkışmışlık halleri, içinde bulundukları çözümsüzlük kabullenişlerinin bir yansıması olarak Sombra’nın panik ataklarında da kendini gösterecektir.

Pasif direnişlerinde her ne kadar inatçı olsalar da bir gün Tomas’ın gazetede Epigmenio Cruz’un ölmek üzere olduğu haberini Sombra’ya okuması ve akabinde komşularının kendilerinden kaçak elektrik kullandıklarını fark edilmesi üzerine apar topar evlerini terk edeceklerdir. Ne idealize ettiği bir tutkunun peşinde ne de yapay günlük koşuşturmacanın telaşında kendisini konumlandırmayan Sombra, kardeşinin Epigmenio’yu bulup ona kasedini imzalatma isteğini reddetmeyecek ve hep birlikte yola çıkacaklardır.

Güeros
Güeros © Kino Lorber Films

Uğradıkları ilk durak olan hastanede Epigmenio’yu bulamayan Sombra, Tomas ve Santos ona ait bir cüzdana ulaşırlar. Cüzdanın içinde ise Epigmenio’nun hayvanat bahçesinde görevli olduğunu gösteren bir kart vardır ve şimdi sonraki durakları belli olmuştur. Bu sekanstan sonra artık filmin bir yol filmine dönüştüğünü söylebiliriz.

Evden kaçtıkları ilk sahnede Sombra’nın panik atak nöbetindeyken arabanın içine yağan beyaz tüyler ve hastaneden çıkarken arabanın camından dışarıya elini uzattıktan sonra sandalın içinden suya değen parmaklarını görmemiz yönetmenin sürreal öğeleri karakterlerin ruh hallerini betimlemek için ne kadar ustaca kullandığının göstergeleridir.

Güeros
Güeros © Kino Lorber Films

Filmin yol filme dönmesiyle kahramanlarımızın  karşılaştıkları maceraların anlatılmasından ziyade, olası varoluş alternatiflerinin yansımalarını izler gibiyiz; sahnelerin sırasıyla uğradığı her bir durakta kahramanlarımızın, yaşantılarını bir gözlemci kimliğiyle üstlendiklerini görüyoruz. Yanlışlıkla Meksika’nın getto mahallerinin birinde kaybolduklarında karşılaştıkları çocuğun isteklerini yapmaya mecbur bırakılmaları gibi. Kendilerinden  para alınarak bira içmeye zorlandıklarını sahnede, zorbanın elinden kurtulduktan sonra Tomas’ın ‘Adam bizi öldürecekti’ yorumuna Sombra’nın ‘Hayır, sadece yanına arkadaş istiyordu; hepimizin arkadaşa ihtiyacı var’ yorumu, olayların akışıyla şekillenen geçici duygulanımlar yerine bir üçüncü göz olarak durumu analiz edebilmesi, sarkacın, avcunun içinde olduğunun kanıtı olarak düşünülebilir.

Yollarına devam ederken yine yanlışlıkla saptıkları bir yol,  grevde olan üniversitelerine çıkacaktır. Kampüse girdiklerinde doğrudan büyük toplantının yapıldığı kurula gidecekler ve orada hem grevle bağlantılı radyonun spikerliğini yapan hem kurul toplantısının yöneticisi konumunda olan üniversiteden arkadaşları Anita ile karşılaşırlar. Grevin etkinliği ve bu etkinliğin olabildiğince büyük bir kitle tarafında meşru görülebilmesi ve halkın da bu grevde arkalarında olabilmesi adına sessiz bir yürüyüş öngören Ana, topluluktaki bazı fraksiyonlar tarafından neoliberal ve pasifize edilmiş olmakla suçlanacaktır. Tüm haklılığına rağmen, kışkırtılan topluluk konuşmanın devamında Ana’ya mizojinik tutumlarla saldıracak ve toplantı yerini kaosa bırakacaktır.

Toplantı sonrası Ana ile buluşan kahramanlarımız toplantı sonrası çıkan kaos nedeniyle her ne kadar Ana’nın öğrenciler tarafından nefret edilen biri olarak görüldüğünü söyleseler de Ana için bu sadece kardeşlerin tartışması olarak adlandırılacaktır. Ana’nın çatışmayı kabullenmiş bu tavrı, diyalektiğin önemini kendi görüşlerinin üzerine koyabilmesi olgunluğunu gösterebilmesinin ve bu tavırla da Sombra’ya yakın bir duruşunun olduğunun göstergesidir; o da bir üçüncü göz olarak kendi yaşantısına özeleştirel bir tavırla yaklaşabilmektedir.

Kampüsün içinde fakültelerine göre farklı odalara yerleşmiş öğrencilerin arasından geçerken Ana, her bir grubu temsil statüsünde metofarlarla anlatır. Ona göre İngiliz ve Fransız Edebiyatı en gözde bölümlerdir. Uyku tulumları ve tüm diğer eşyaları bulanan buradaki öğrencilerin kaldığı yeri kral dairesi olarak adlandırır. Tarihçilerin ve antropoloji öğrencilerinin kaldığı yer ise Orta Dünya’dır. Burada öğrenciler tüm günlerini role-playing oynarak, minyatür çizerek ve Beverly Hills’te yaşadıklarını hayal ederek geçirdiklerini söyler. Steinbeck’in, ‘Burda devrim olmaz, çünkü yoksullar, sıradaki zenginin kendilerini olduğunu düşünüyorlar’ diyerek ifade ettiği sınıf dahi Ana için bir umutsuzluk unsuru ya da nefret nesnesi değil, grevin bir parçasıdır.

Güeros
Güeros © Kino Lorber Films

Tüm bu duruşuna rağmen kampüs içindeki grupların fazla radikalleştiğine tanık olan Ana, kampüsten uzaklaşmaya karar verecek ve Sombra’nın ‘Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor Ana; her şey zamanla bozuluyor’ telkiniyle  yolun devamında kahramanlarımıza eşlik edecektir. Birlikte gittikleri, üst sınıf olarak görülen sinemacıların bulunduğu bir kokteylde onların sohbetine eşlik eden Ana’nın, kendilerinin yanından ayrılmasını sindiremeyen Sombra daha sonra yol arkadaşı Santos’a ‘S.keyim Meksika Sineması’nı. Üç beş tane işsizi yakalayıp siyah-beyaz film çekerler ve sanat filmi yapıyoruz derler. Ve bu s.kik yönetmenler, işgal edilmenin küçük düşürücülüğünden hoşnutsuz olarak Eski Dünya’ya gider ve Fransız eleştirmenlere ülkemizin domuzlarla, harabelerle, diyabetiklerle, sıfırı tüketenlerle, hırsızlarla, dolandırıcılarla, hainlerle, serhoşlarla, pezevenklerle, aşağılık kompleksilerle ve çok bilmişlerle dolu olduğu söylerler’ diyerek tepki gösterir. Konuşmasında haklı olsa da Sombra’nın sakin karakterine çok oturmayan davranışının sebebinin sinemacıların tutumu mu yoksa Ana’nın yanından uzaklaşarak sinemacılarla vakit geçirmeyi tercih etmesinin verdiği kızgınlık mı olduğu tartışılabilir.

Kokteyli birlikte terk ettikten sonra yeniden yola koyulan kahramanlarımız, yol üzerinde köprünün altından geçerken bir çocuğun arabalarının ön camlarına tuğla atmasından sonra tesadüfen Epigmenio Cruz’un barını bulacaklardır. Kasetlerini imzalatıp teşekkür etmek için yanına gittiklerinde karşılaştıkları durum ise beklenmedik olur. Neredeyse deadpan [2] bir ifadeyle karşısındaki dört kişiyi izleyen Epigmenio’nun kasedi imzalamayı reddetmesi üzerine Sombra muhteşem tiradını yapar;

Böyle aniden geldiğimiz için özür dilerim. Bu, kardeşim Tomas. Ben Federico. Bu Santos ve Ana. Geldik, çünkü kardeşim ve ben sürekli seni dinlerdik. Çünkü aylardır ne evden çıktım ne de gözüme uyku girdi; ta ki Tomas gelene kadar. Şunu demek istiyorum… Demem o ki… Bak, bu kaset babamındı. Yıllar önce göstermişti bunu bana. Artık sizlere ömür. Senin müziğin bu. Başta hiçbir şey anlamamıştım ama şimdi anlıyorum. Ne dediğini anlıyorum. Babamın ne anladığını anlıyorum. Hayatta, görünenin ardında nelerin yattığını bilmeyen, bunu anlamayan nice işe yaramaza tosladığını. Beş para etmez bir dünya işte. Ama ne olursa olsun, eğer sen görünenin ardındakini görebiliyorsan, senden söküp alamayacakları tek şey bu histir işte. Sen yazdın bunu. ‘Hissiyat’ dedin. Hangi histen bahsettiğini şimdi anlıyorum. Babam derdi ki, ‘Dünya bir tren istasyonu ve insanlar da yolcularsa, şairler o gelip gidenlerden değillerdir; istasyonda durup trenlerin kalkışını seyredenlerdir onlar.’ Babamın, senin o mahzun sesini her duyduğunda ağlaması bu yüzdendi. Çünkü sen, trenlerin kalkışını seyredenlerdensin.

Güeros
Güeros
Güeros © Kino Lorber Films

Fakat bu monoloğun sonunda fark edeceklerdir ki, konuşmanın bir yerinde Epigmenio, oturduğu masada çoktan uykuya dalmış.

Yaşamın önemsizliğini dönüp dolaşıp bize hatırlatan trajikomik diyalogları, filmin olay örüntüsü ve diyologlarına paralel şekilde arka plana yerleştirilmiş  tesadüfen gördüğümüz duvar yazıları, ışığın ve gölgenin anlatımı güçlendiren kullanımlarıyla Güeros, ümidi ve ümitsizliği aynı anda haklı kılan duruşunu sergileyerek kendine hayran bırakan filmlerden olmayı başarıyor.

İleri Okuma:

[1] Saçmacılık, Absürdizm Nedir?, Felsefe.gen.tr. 
[2] Deadpan, Wikipedia.