Bunu Okuyorsunuz
Delicatessen

Delicatessen

Delicatessen

Yönetmenimiz Jean-Pierre Jeunet’in ismini daha önce neredeyse hepimiz bildiği Amelie (2001) filminden anımsayabilirsiniz.

Yönetmenin ışık ve renk kullanımı gibi teknik detayların yanı sıra, konu tercihi ve anlatımıyla yaratılan masalsı dünyasına bu defa başka bir kapıdan adım atıyoruz.

Post Akokaliptik Dünyada Şarküteri Sahibi Olmak: Delicatessen

Delicatessen, dilimize Şarküteri olarak çevrilmiştir. Filme ismini verecek kadar merkeze alınmasının nedenini, filmin tamamının geçtiği binanın giriş katında bulunması ve tüm binanın idari yönetimini elinde tutma gücüne sahip olan, filmin antagonisti olarak da görebileceğimiz kasap Clapet’in dükkanı olmasıdır.

Delicatessen
© Lionsgate

Açılış sahnesinde kendisiyle birlikte tamamı aynı apartmanda yaşayan sakinlerden oluşan müşterilerine karşı sert tutumuyla bizi karşılayan Clapet, post apokaliptik dünyada hem apartman sakinlerinin hem de kendi ailesinin güvenliğini sağlama görevini üstlenmiştir. Bu görevin sorumluluğuyla çalışırken dükkanına gelen eski bir sirk çalışanı olan Lousion’la tanışmasıyla kurduğu düzenin değişecek olmasından bihaberdir.

Lousion’un apartmandaki tamirat, boya ve elektrik gibi teknik işleri halletmesi için yanına alınmasıyla birlikte filmimizin protagonisti de öykümüze girer. Clapet’in çevresindeki herkese karşı sergilediği sert tutumunun aksine Lousion, çalışmaya başladığı ilk günden itibaren özgüvenini vakurluğundan alan naif davranışlarıyla gönlümüzü kazanmaya başlar.

Apartmanın rutin işlerinden olan temizliği yapmakta olan Lousion bir gün merdivenlerde karşılaştığı iki çocuğu eğlendirmek için elindeki malzemelerle köpükten baloncuklar yaparken Clapet’in kızı tarafından görülür. Julia Clapet, babasının hırslı yapısının aksine işini yaparken dahi çocukları eğlendirmeye vakit ayıran ince ruhlu Lousion’u hayranlıkla izlemeye başlar. Aralarındaki ilk kıvılcımın burada ateşlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Delicatessen
Julie Clapet rolünde Marie-Loure Dougnac © Lionsgate

Filme apartman sakinleri dışında dahil olan nadir karakterlerden olan postacımızla, Julie Clapet için getirdiği teslimatı sırasında, tek taraflı ve henüz ışığını görmeden sönmüş olduğunu anlayabileceğimiz kıvılcımın farkına varıyoruz. Fakat kendini göstermek isteyen postacımızın cılız ışığı Julie Clapet tarafından görülmez, ki Julie düşlerini çoktan kendini Lousion’un tatlı gülümseyişleriyle renklendirmeye başlamıştır.

Yine postacının Julie için getirdiği bir paketi verdiği sırada, paketin içindeki değerli şey’e sahip olmak için apartman sakinlerinin çıkardığı kargaşa esnasında Lousion paketi herkesin elinden alıp Julie’ye verdiği sırada ilk teklif Julie’den gelir. Akşam çayı için sözleşip mahçup halleriyle birbirlerinden ayrıldıktan birkaç saat sonra kendimizi, özenle hazırlanmış zarif bir masanın etrafında tatlı sohbetlerine eşlik ederken buluruz.

Delicatessen
© Lionsgate

Ama biliyoruz ki masallarda bile ormanın patikasında sonsuza kadar sürebilecek mutluluk yürüyüşünü yapanların ayağına çelme takacak birileri mutlaka olur. Burada devreye giren Clapet, kızına karşı ne kadar hassas davransa da asıl niyetini gerçekleştirme amacından vazgeçeceğe benzememektedir.

Delicatessen
Clapet rolünde Jean-Claude Dreyfus © Lionsgate

Clapet’in kendi amacı için kızının mutluluğunu hiçe saydığı post apokaliptik bir zamandaki sürrealist yansımalarla artık var olan durumun gözümüze daha çok çarpmaya başladığını fark ederiz. Bu dünya artık paranın değil, buğdayla takasın yapıldığı; apartmanın dışında başka bir yaşama kendini dahil etmenin imkansızlığıyla yapılandırılmış, et ihtiyaçlarını ise insanlardan karşılandığı karanlık ve sisli bir dünyadır.

Tam olarak apartmandaki işlerini bitirdikten sonra Clapet tarafından öldürülüp, etini apartman sakinlerine satacağı Lousion’u korumak için artık Julie yeni bir yol bulmak zorundadır.
Julie’nin, yüzeyliler olarak adlandırılan apartman sakinlerinin de içinde bulunduğu bir topluluğun dışında kendilerini Troglodyte/Troglodite [1] olarak adlandırdıkları ve yer altında yaşayan başka bir topluluktan, babasının dükkanında bulunan çuvallarca ekini vermek karşılığında Lousion’u kaçırmaları için yardım istemesiyle filmimiz ivme kazanır.

Delicatessen
Trogloditler © Lionsgate

Delicatessen, kıyamet sonrası dünyadaki yaşamın bir apartmanda sembolize edilmiş halini kara mizah unsurlarıyla sürrealist bir çizgide bize taşımaktadır. İktidar unsurunun temsili olan kasap Clapet, ‘dışarıda güvensiz bir hayat var’ mottosunu, halkın farklı kesimlerini temsil eden apartman sakinleri üzerine empoze ederek hem sakinlerin kendisine itaat etmelerini hem de korkuyla sağladığı düzenden nemalanarak şarküterisinin arkasındaki deposunun, sakinlerin artı-değeriyle [2] dolmasını sağlamaktadır.

İlgili İçerik
Fanny & Alexander

Toplum temsili olarak görebileceğimiz sakinler bu korku ve baskı altında kendilerine verilenle yetinmeleri gerektiğini düşünerek yarı aç-yarı tok bir yaşam sürmeyi kabul etmiştir. Bu kabullenişin sürekliliğini sağlamaya çalıştıkları nevrotik ortamlarda kişiler hem kendi içlerinde aile bireyleriyle hem de apartmanın diğer sakinleriyle kendilerine yabancılaşmış [3] bir yaşamı kabullenmeye çalışmanın çarpıklığını yaşadıklarını fark edememektedirler. İçgörülerinin oluşmadığı böylesi bir çarpıklıkta kendi ruhsal aygıtlarının bütünlüğünü sağlayabilmek için verdikleri çabalar, bu çabaların dışarıdan gören izleyiciler olarak nasıl bir aldanışın içinde olduklarını anlamımızı sağlamaktadır.

Başarısız intihar girişimleriyle karşımıza çıkan Madam, evinde kendisinin içinde ruhsal sıkıntının zorluğuyla özdeşim kuramayan bir kocayla sıkışmış bir hayat sürmek zorundadır. Kocasının materyalist tutumu, ona miras kalan eşyaları korumak ve kısmen aristokrat bir yaşam görüngüsüyle varlığını devam ettirmektedir ve bununla mutludur. Alt katların birinde evini salyangoz ve kurbağalarla doldurmuş yaşlı adam ise, çatısından akan ve ayak bileklerine kadar suyun içinde yaşadığı izbe evinde, biriktirdiği salyangozların onu ömür boyu aç bırakmayacak olmasının güveniyle içinde bulunduğu durumu korumaya ve sürdürmeye kararlıdır.

Satılan insan etlerinin bile karneyle dağıtıldığı, ekinlerin yetersiz olduğu, kaldıkları dairelerin kiralarını dahi ödemekte güçlük çeken apartman sakinlerinin kendi kapalı dünyalarını izlerken diğer tarafta da Lousion ve Julie’nin, Heidegger’in onlar alanı [4] olarak tanımladığı, bireyleşmenin korkusuyla inşaa edilen yapay kolektivizmin bir unsuru olmaya karşı çıkışını görüyoruz. Onları alanından uzaklaşan karakterlerimiz Nietzsche’nin üst-insanına [5] giden yola çıkışın temsilleri olarak okunabilmektedir. Kendi doğalarından kopuk, kendilerine yabancılaştırılmış bireylerin ontolojik sancılarıyla yüzleşebileceği ve bu sancıları asıl ait olduğu doğada çözebileceği düşüncesi yolun iki ucunu temsil edebilir. Fakat belki de apartman sakinlerinin yolun tamamını görebilmek için böyle güzel yapıtlarla daha çok aydınlatılmaya ihtiyacı vardır.

Delicatessen
© Lionsgate

“Kimse tamamen kötü değildir, şartlara bağlı. Belki yanlış yaptıklarını farkında değillerdir.”

Delicatessen

İleri Okuma:

[1] Troglodyte, Wikipedia.
[2] Artı Değer, Wikipedia.
[3] Marx’ın Yabancılaşma Teorisi, Wikipedia.
[4] Karacan, Merve. (2018). Nietzsche’nin Penceresinden Varoluşçuluk: Heidegger, Sartre ve Camus. Düşünbil Portal.
[5] Üstinsan, Wikipedia.

Yorumları Görüntüle (0)

Yorum Yap

Your email address will not be published.