Au Hasard Balthazar

5 dakikada okuyabilirsiniz
Au Hasard Balthazar

Sinema, hayat görüngülerini izleyicisine aktarırken, bu görüngüleri dışavurmadan önce yansıtmalı özdeşimle içselleştirir. Algıların objektifliği tuzağına düşmeden duyguların ve imajların kendi öznelliğinde ne ifade ettiğini sindirir.

Şekilsiz ve karmaşık haldeki bu ilk girdi, sinemanın kendine has prensipleriyle yeni bir ürüne dönüşür. Bu anlamda sinema, yaşamı, kendi perspektifinden yansıttığı ışıkla bize yeniden sunar.

Nesneleşen Yaşamlarımızın Analojisini Eşek Üzerinden Kurgulamak: Au Hasard Balthazar

Robert Bresson’un penceresinden yansıyan ışık Au Hasard Balthazar filminde bir eşeğin gözünden yansıyan hayat perspektifinde sunulmuştur. Yavru eşek, doğumundan bir süre sonra çimlerde sürüsüyle birlikte koşturduğu cennetinden koparılarak Marie’nin bakımı üstlendiği yeni yaşamına başlar. Marie, bir çiftlik sahibinin tarlasına bakmak için çalışan babasının küçük kızıdır. Vaftiz edilen ve ismini Balthazar koydukları bu eşekle oyunlar oynayan Marie ve arkadaşlarının masumiyeti, yaşamın gerekliliklerini dayatmaya başlamasıyla yavaş yavaş yaşamın kendi koşullarına yenik düşmeye başlar.

Marie ve Balthazar’ın ortak kaderi, ikisini de kendi iradeleri dışında gelişen olayların pasif bir kabullenicisi haline getirir. Marie’nin, onurlu yaşamını sürdürebilmeyi maddi kazançlarından üstün tutan babasının elindekilerini  de kaybetmesinden sonra Balthazar da başka sahiplerinin elinde, onların işlerini yapmaya zorlanır.

Au Hasard Balthazar
Marie ve Babası © Criterion Collection

Balthazar’ın, ilk olarak semerine bağlanan iki sepetle Gerard ile birlikte  ekmek dağıtımı için kullanıldığını görürüz. Gerard’ın belki de birlikte olmak istediği Marie’ye ulaşamadığı için hıncını Balthazar’dan aldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Film boyunca Balthazar’ın canını yakmak için tekmelemekten kuyruğuna bağladığı bir gazeteyi yakmaya kadar türlü işkenceler yaptığına şahit oluruz.  

Au Hasard Balthazar
Au Hasard Balthazar © Criterion Collection

Balthazar’a nasıl davrandığını bilmesine rağmen Marie’nin çocukluğunda aşık olduğu Jacques’in yaşattığı hayal kırıklığından sonra Gerard’la aralarında bir ilişki gelişmeye başlar. Belki de kendi çıkmazından kurtulmak için kabullendiği bu zoraki ilişkiyi, kendine bir çıkış yolu arama isteği olarak değerlendirebiliriz.

Au Hasard Balthazar
Marie ve Jacques © Criterion Collection
Au Hasard Balthazar
Gerard ve Marie © Criterion Collection

Marie kendi çıkış yolunu ararken, Balthazar’ın yaşamı da aynı Marie gibi kendiliğinden gelişen ve müdahil olamadığı olayların akışında devam etmektedir. Ekmek dağıtırken gördüğü işkencelerin yerini, Balthazar’ı semerinden bağladığı bir çark yardımıyla şarap üretimi için kullanan tüccarın kırbacından yediği darbeler alır.

Doğanın kendi için biçtiği işlevinden koparılıp insanların ona uygun gördüğü amaca göre yaşamaya zorlanan Balthazar, ne yazık ki insanoğlunun birbirini de düşürdüğü idiafikasyon [1] tuzağından kendini kurtaramaz. Tarım Devrimi’nde toprağın işlenerek daha fazla ürün alınmasının keşfedilmesiyle başlayan bu işgal süreci, nasıl ki insanın doğayı çıkarları için kullanabilme hakkını kendinde görebilmesini doğurduysa, insanın diğer insanı da aynı amaçla görmesine zemin hazırlamıştır. Doğanın kendiliğindeki öznelerini nesne konumuna düşüren bu bakışın etkilerini doğa-insan bağlamında Balthazar aracılığıyla görürken, insan-insan bağlamında da Marie’nin film boyunca içine sürüklenmek durumunda kaldığı ilişkilerinde görebiliyoruz.    

Pragmatist amaçlar için nesneleştirilen ve kendi işleri için yardımını alırken canını yakmaktan imtina edilmeyen Balthazar, elinden kaçıp kurtulduğu Arnold’tan sonra bir sirkte çalışmaya zorlanır. Sirkte kalacağı yere getirilirken diğer hayvanlarla sırasıyla göz göze geldiği sahne filmin en çarpıcı sekanslarından biridir. İtiraz edemeyen, konuşamayan ve sirke çalışmaya zorlanan tüm hayvanların Balthazar’a ve dolasıyla bizlere sunduğu aktarımı entüisyonist [2] bir anlatımla sunar.

Au Hasard Balthazar
Au Hasard Balthazar © Criterion Collection

Balthazar’ın işkence gördüğü sahibinden kaçması gibi Marie de mutsuz yaşamından uzaklaşabilme umuduyla evden kaçmaya karar verir. Yağmurlu bir gecede saklanmak için seçtiği evin sahibi, Balthazar’ı zorla çalıştıran sahiplerinden biridir. Gidecek yeri olmadığı için bir gece burada kalmak zorundadır. Marie’nin babasını da tanıyan bu tüccarla başlayan diyaloglar,  yerini, kendisini babasıyla kıyaslayan bir monoloğa bırakır.

Benim yükümlülüklerim var mı? Serbestim. Sadece bana faydası olana bağlıyım, kar getiren şeylere; özellikle de büyük kar getirenlere. Hayat bir panayırdır; kelimelere ihtiyacı olmayan bir pazar. Banknotlar kafi gelir. İnsanlara para verirsen, yükümlülüklerinden kurtulabilirsin. İstediğini yaparsın ve saygı görebilirsin.

Bu monoloğu dinleyen Marie, çalıştıktan sonra kendisine verilen suyu içmeyi reddeden Balthazar gibi, tüccarın verdiği parayı ona geri vermesiyle son bulur ve ertesi gün kuruyan eşyalarını da alıp tüccarın evinden gider.

Au Hasard Balthazar
Au Hasard Balthazar © Criterion Collection

Balthazar’ı ise filmin sonunda Gerard tarafından yakalanıp kaçakçılık yapmak üzere kullanılırken sınır polisi tarafından vurulduktan sonra ölüme terk edilirken buluruz. Görsel minimalizmin ikonik örneklerinden biri olarak niteleyebileceğimiz bu kapanış sekansında film boyunca kurulan gösterişsiz analojinin en ihtişamlı anına şahit oluruz. Bir koyun sürüsünün arasında ölümü beklerken İsa gibi insanlığın tüm günahları kalbinde olarak yaşama gözlerini yumar.

Au Hasard Balthazar
Au Hasard Balthazar © Criterion Collection

Jean-Luc Godard’ın, ‘Bu film bir buçuk saate sığdırılmış hayattır.’ diyerek tanımladığı, Nuri Bilge Ceylan ve Reha Erdem gibi önemli Türk yönetmenlerinin de etkilendiği Robert Bresson’un Au Hasard Balthasar’ı, olay örüntüsü ve karakterleriyle abartısız bir anlatımın en çarpıcı örneklerinden biridir. Bresson’un benimsediği ‘oyuncu yoktur, model vardır.’ anlayışıyla kurduğu sinematografisi karakterlerin iç çatışmalarının duygulanım olarak dışa yansıtılmadığı nadir örneklerdendir. Tiyatral anlatımı sinemadan ayıran bu çizgisi Bresson filmlerinin temelini oluşturan önemli bir duruştur.

Film boyunca karşımıza çıkan iki önemli diyalogta da aynı duruşun izlerini görebiliriz.

Tuvalim üzerinde yapıların karmaşası beliriyor. Her biri kendi diyalektiği ile beraber, kontrolüm dışında. Şelaleyi görmüyorum; o, aramızda herhangi bir mantıki ahenk olmaksızın kendini bana dikte ediyor. Onun dökülüşü beni harekete geçiriyor.

Biri, kasıtsız işlediği bir suçtan sorumlu tutulabilir mi? Stresin veya içkinin etkisiyle şuurlu olarak hatırlayamadığı bir suçtan?

Bresson’un yansıttığı ışıkla gördüğümüz yaşamın böylesine çarpıcı olması belki de onun yaşamı sinemaya olduğu haliyle alabilmesinin sadeliğinden gelmektedir.

Filmlerimi yaparken ne yapacağım üzerine çok fazla düşünmem; sadece açıklamaya kalkmadan bir şeyleri hissetmeye ve bunu yakalamaya çalışırım. Düşünmek çok korkunç bir düşmandır. Sanat yaparken zekanı kullanmak yerine, sezgilerini ve kalbini kullanmalısın.

Not: Au Hazard Balthazar, sinemanın tarihselliği içerisinde bizi, kurulan özdeşimin derinliği açısından Nietzsche’nin, kırbaçlanan bir ata sarıldıktan sonra on bir yıl boyunca hiç konuşmamasına neden olan atın sahibinin hikayesinin anlatıldığı A Torinói ló (2011) filmini anımsatmaktadır.  Yine aynı özdeşim bağlamında, yönetmenliğini Zeynep Keçeciler’in üstlendiği Afgan Kömürü belgeselinde madenden kömür taşımak için küçük çocuklarla birlikte aynı ortak kadere zorlanan eşekleri birlikte izleyebileceğimiz, hala devam eden insan ve doğa sömürüsünün etkilerini çarpıcı bir anlatımla sunulan yapımı izlenebilir.

İleri Okuma:

[1] Söyler, Erdem. Felsefede Temel Kavramlar ve Tanımlar. Copernicus.
[2] Sezgicilik, Wikipedia.