Kötüden İyiye: 21. Yüzyılda En İyi Film Oscar’ı Kazanan 20 Film

12 dakikada okuyabilirsiniz
Parasite
© CJ Entertainment, TMS Entertainment

Değişen pek çok şey gibi Oscar Ödülleri de 21. Yüzyılda önemli ölçüde değişti. Oscar için yapılan filmler ve festival başlangıcına daha fazla önem veren daha uzun ödül sezonları nedeniyle, kazananlar genellikle film stüdyolarının agresif pazarlama kampanyalarına göre belirleniyor.

Oscar Ödülleri genellikle En İyi Film ödülüne göre değerlendirilir. Bazen en iyi film olarak The Waterfront, The Godfather ya da Silence of the Lambs gibi gerçek bir şaheser ödüllendirilirken, bazen de Out of Africa ya da Driving Miss Daisy gibi tamamen unutulması muhtemel bir filme ödül verilebilir.

Akademi Ödülleri en iyi filmin belirlenmesinde bir kriter olmasa da, düzenlenen törenle sinema endüstrisinin nasıl hissettiğini bize gösteriyor. Biz de 21. Yüzyılda En İyi Film ödülü kazanan filmleri kötüden iyiye sıraladık.

20. Crash

Kötüden İyiye: 21. Yüzyılda En İyi Film Oscar’ı Kazanan 20 Film
© Lions Gate Films

2006 yılında En İyi Film Oscar’ı kazanan Crash filmi, tüm Oscar tarihinin en kötü eğilimlerini temsil eden bir yaratıcı başarısızlık olarak adlandırılabilir. Crash, stereotipleri (sosyal psikolojide belirli birey türleri veya belli davranış biçimleri hakkında yaygın olarak benimsenen herhangi bir düşünce) yıkmayı amaçlayan bir film. Ancak filmde oldukça sığ karakterler ve kıvrımlı bir anlatımla onları birbirlerine bağlamaya çalışan sevimsiz yollar var.

Film izleyiciye yabancı düşmanlığı ve ırk ilişkilerini göstermeye çalışırken, her karaktere derinlemesine bakılmasını istiyor ancak senaryo karakterlerin hiçbirini film boyunca yeterince derinleştiremiyor.

Buna rağmen filmin oyuncuları çarpıcı performanslar sergiliyor. Thandie Newton, Michael Pena, Matt Dillon ve Sandra Bullock’ın performansları bir hayli başarılı. Yönetmenliğini Paul Haggis’in yaptığı filmin asil bir niyeti var ancak filmin bütünü, modern Los Angeles’ın karmaşıklığını kavrayamayan bir taslak gibi görünüyor.

Steven Spielberg’in yönettiği Munich, Ang Lee’nin modern klasiği Brokeback Mountain ve George Clooney’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu büyüleyici bir çalışma olan Good Night, and Good Luck filmlerinin arasından En İyi Film Oscar’ını bu filmin alması akla mantığa sığmıyor.

19. The Shape of Water

Kötüden İyiye: 21. Yüzyılda En İyi Film Oscar’ı Kazanan 20 Film
© Fox Searchlight Pictures

Bir önceki filmle kalite olarak arasında büyük boşluk bulunan bir film The Shape of Water. Filmin sinefiller için tamamen büyüleyici olduğunu söylemek gerek. Karakterlerin hepsi sevimli ve büyüleyici. Sessiz bir kadın ve amfibi bir yaratık arasındaki mücadele ilişkisi, zamansız romantizm kalıbına son derece uyuyor. Yönetmen Guillermo del Toro klasik müzikallerden esinlenmiş.

Del Toro’nun görselleri ve çarpıcı prodüksiyon tasarımıyla (kostüm vs.) oldukça samimi bir film. The Shape of Water’ın hikayesi oldukça basit ve bazı ciddi mantıksal endişeleri gündeme getiriyor. Çok yetenekli bir sinemacının ilhamıyla ortaya çıkan film olarak dikkat çekiyor.

Ancak 2018 yılında En İyi Film ödülü kazanan filmin Three Billboards Outside Ebbing, Missouri, Call Me By Your Name ve Phantom Thread gibi yapımların arasından sıyrılıp ödül kazanması biraz garip karşılanabilir.

18. Green Book

Kötüden İyiye: 21. Yüzyılda En İyi Film Oscar’ı Kazanan 20 Film
© Universal Pictures

Belki de Oscar tarihinin en tartışmalı filmlerinden biri olan Green Book, birçok kişi tarafından malzemesinin ağırlığını sterilize eden, ırk ilişkilerinin gerici bir tasviri olarak kabul ediliyordu. Green Book, filmin karakterlerinin birbirlerinden bir şeyler öğrenmesini sağlayan bayat, basit bir yol macerası ve bu oldukça çekici ancak filmin ırk politikalarının gerçekliğine ne kadar az girdiği de rahatsız edici bir gerçek.

2019’da En İyi Film ödülünün sahibi olan Green Book, kariyerinde çoğu zaman vasat üstü işler yapmış olan yönetmen Peter Farrelly tarafından çekildi. Filmin en iyi kısmı şüphesiz Viggo Mortensen ve Mahershela Ali arasındaki uyum. Mahershela Ali, filmdeki karakterinin nefret ve saygısızlık karşısında kibar kalmak zorunda kalma mücadelesini oldukça başarılı bir şekilde tasvir etmiş. Senaryo tanıdık olsa da, ikilinin performansları ekranda büyülemeyi başarıyor.

Ancak bu durum filmi Roma, The Favourite veya BlacKkKlansman gibi ödüle aday diğer yapımlardan daha iyi bir film yapmıyor.

17. Chicago

Chicago
© Miramax, Storyline Entertainment, Producers Circle

Rob Marshall’ın yönetmenliğini üstlendiği müzikal bir yapım olan Chicago, 2003 yılında En İyi Film Oscar’ı da dahil olmak üzere 6 dalda ödül kazanmayı başardı.

Cömert prodüksiyon tasarımıyla ve müzikali basitleştiren yapısıyla yenilikçi bir fikir. Filmdeki çoğu performans sürükleyicidir. Özellikle Catherine Zeta-Jones ve John C. Reilly’nin performansları ayrı bir takdiri hak ediyor.

Yine de filmin büyük çoğunluğu, sadece şarkılar arasındaki noktaları birleştirmek için kullanılan dolgu gibi hissettiriyor. Karakterlerin motivasyonlarının pek bir inceliği yok, ancak filmin eğlenceli bir yapım olduğunu kabul etmek gerek. Ama yine de Gangs of New York, The Lord of the Rings: The Two Towers ve The Pianist gibi filmlerin arasından ödülü kazanmayı hak ettiği söylenemez.

16. The Hurt Locker

The Hurt Locker
© Voltage Pictures, Kingsgate Films, First Light Production

Sinema tarihi boyunca savaşı konu eden pek çok film olsa da, The Hurt Locker’ın savaşı bazı askerler için bağımlılık yaratan bir deneyim olarak nasıl tasvir ettiği konusunda benzersiz bir yaklaşımı var. Başarılı kadın yönetmen Kathryn Bigelow’un filmi, izleyicileri karakterlerin içine sokmayı başarıyor ve film ilerledikçe kaygı artmaya devam ediyor.

Jeremy Renner, bir bomba imha uzmanını olan William James karakteriyle oldukça başarılı bir iş çıkardı. Renner’in performansı filmin kalitesini başlı başına yükseltebilen ustaca bir performans olarak değerlendirilebilir. Ancak 2009 yılında Oscar kazanan The Hurt Locker’dan daha başarılı olduğunu düşündüğümüz District 9, Inglourious Basterds ve Up in the Air gibi başarılı yapımlar adaydı.

15. The Artist

The Artist
© uFilm, France 3 Cinéma, Studio 37, JD Prod, La Petite Reine, Jouror Productions

Oscar kültürünün en etkileyici unsurlarından biri, endüstrinin Hollywood nostaljisine olan tutkusudur. Sinema endüstrisinde sesli filmlerin yükselişiyle kendini sorgulayan sessiz filmlerin yıldızı George Valentin’i konu alan The Artist bunun güzel bir örneği. The Artist yalnızca sessiz filmlere bir övgü değil, değişen endüstrinin doğasına ışık tutan bir yapım.

Kaliteli ve kararlı komedi performanslarının yanı sıra unutulmaz yan karakterlerle tamamlanan film, göz kamaştırıcı bir sinema işi. Yine de The Tree of Life, Moneyball, The Descendants ve Midnight in Paris gibi filmlerin arasından ödüle layık görülmesi sorgulanabilir.

14. Slumdog Millionaire

Slumdog Millionaire
© Celador Productions, Film 4

Danny Boyle makroyu mikro aracılığıyla keşfetmeyi seven bir yönetmen ve bunu Who Wants To Be A Millionaire yarışmasında büyük ödülü kazanan Jamal Malik etrafında tüm hikayeyi çerçevelendirerek başarıyor.

İlgili İçerik: Who Wants To Be A Volunteer?

Filmin yapısı rahatsız edici değil. Boyle, Jamal’ı yoksulluktan kurtulurken zorluklardan geçen ve geçmişle ilişkilendirilebilir bir karakter yapmak için çok çalışıyor. Prodüksiyon özellikle Jamal ve kız arkadaşı Latika arasındaki dokunaklı romantizm söz konusu olduğunda oldukça renkli ve enerji dolu.

Slumdog Millionaire genel izleyiciyi memnun eden fimlere en iyi örneklerden biri olsa da, çok daha zengin bir film olan The Dark Knight ile aynı yıl ödül için yarıştı.

13. Million Dollar Baby

Million Dollar Baby
© Malpaso Company

1992 yapımı Unforgiven‘dan sonra En İyi Film ödülünü kazanan ikinci Clint Eastwood filmi Million Dollar Baby, karakteri kendi mirasıyla boğuşan bir adam olarak betimleyen güçlü pişmanlık ve travma hikayesi.

Eastwood ve Hillary Swank‘ın güçlü performansları, boks filmi klişelerinden daha fazlası olan karakterler ortaya çıkartıyor. Filmi sonu mideye indirilmiş bir yumruk gibi anlatımın tüm duygusal ağırlığını yansıtıyor.

Sideways ve The Aviator filmleri genel olarak daha iyi filmler olabilir ancak Million Dollar Baby kazanmayı hak etmeyen bir yapım değil.

12. Argo

Argo
© Smoke House

Akademi ABD’nin kahramanlık hikayelerine ışık tutan hikayeleri ödüllendirmeyi sever. Argo‘nun pek bilinmeyen gerçek bir hikayesi var. Ben Affleck filminde 1979’da altı Amerikan vatandaşını gizli görevle İran’dan kurtaran CIA ajanı Tony Mendez’i konu ediniyor.

Film savaşla parçalanmış bir ülkeden kaçmanın gergin bir tasviri. Dinamik karakter kadrosu kimliğini açığa çıkarmamaya çalışırken kendilerini tehlikeye atabiliyor.

Argo 2012’de Zero Dark Thirty, Lincoln, Django Unchained ve The Life of Pi gibi başarılı filmlerle rekabetinden galip ayrıldı.

11. Gladiator

Gladiator
© niversal Pictures, Scott Free Productions, DreamWorks Pictures

2000 yapımı Gladyatör, Ridley Scott‘ın benzersiz görsel detaycılığıyla türünün en heyecan verici örneklerinden biri. Scott, Maximus Decimus Meridius’un hikayesini inşa etmekte harika bir iş çıkardı.

Maximus’un trajedisinin arka planını alıp götüren bir oyunculuk sergileyen Russel Crowe ve Joaquin Phoenix‘in başarılı performansları filmin üst bir klasmanda olmasını sağlıyor. Filmin müziklerini yapan usta besteci Hans Zimmer‘in hikayenin hissine katkıda bulunması ayrıca takdiri hak eden bir iş.

Ridley Scott‘ın kariyerinin en iyi işlerinden biri olan film En İyi Film ödülünü hak eden bir yapım.

10. A Beautiful Mind

A Beautiful Mind
© Imagine Entertainment, DreamWorks, Universal Pictures

Çoğu zaman En İyi Film oscarı kazanan filmler arasında alt sıralarda yer alsa da A Beautiful Mind, ününden daha iyi bir filmdir. İzleyicinin zihninde filmi yaşamasını sağlamak için birçok yaratıcı taktik kullanır.

Film tuhaf bir yaşlanma öyküsünden, rahatsız edici bir psikolojik dramaya kolaylıkla geçişi sağlamayı başarıyor. Ron Howard‘ın metodik yönü, John Nash karakterinin ayrıntılarını göstermede hiçbir masraftan kaçınmıyor. Russel Crowe ise Nash olarak kariyerinin en iyi performanslarından birini sunuyor.

En İyi Film ödülünü kazanan bir filme underrated demek zor ancak A Beautiful Mind ikinci kez izlemeye değer bir kazanan.

9. The King’s Speech

The King's Speech
© See-Saw Films, Bedlam Pictures

The King’s Speech filmi büyük ölçüde David Fincher‘in başyapıtı The Social Network karşısında En İyi Film ödülünü hak etmediği yönünden çok eleştirilen bir yapım. Ancak film İngiliz Kraliyet Ailesi’nin tasvirinde derinlemesine bir analiz sunan, son derece keyifli bir arkadaşlık hikayesi.

Colin Firth ve Geoffrey Rush gibi usta oyuncuların performanslarına ise söylenecek tek bir söz yok. İkili müthiş bir uyum içinde çalışıyor filmde.

2010’ların en iyi İngiliz filmlerinden biri olan The King’s Speech, seyircinin keyifle izleyebileceği bir film.

8. Moonlight

Moonlight
© Plan B Entertainment, Upload Films, Pastel

Moonlight, La La Land‘in yanlışlıkla anons edilmesinden sonra şok edici bir zafer kazandığı için belki de tüm zamanların en kötü şöhretli En İyi Film ödülü sahibi yapım. Ancak bu sinema tarihinde anıtsal bir başarı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Film yönetmen Barry Jenkins‘in muhteşem görselleri ve motifleriyle siyah ırkla cinsel kimlik sorununun nasıl kesiştiği konusunda çığır açıyor. Belleğin parçalanmış doğasına güzel bir bakış sunan film farklı durumları anlatırken oldukça zarif bir yapıda.

2016 yılı Manchester by the Sea, Hell or High Water gibi filmlerin aday olduğu harika bir yıldı.

7. Spotlight

Spotlight
© Anonymous Content, Rocklin/Faust

Spotlight, 2003 yapımı Shattered Glass‘tan bu yana en iyi gazetecilik filmi. Filmin kayıtlara giren kanıtları bulmanın zorluğundan, toplumu dönüştürecek materyalleri yayınlamaya kadar, gazetecilik sürecinin tam olarak nasıl işlediğini göstermede muazzam bir başarısı var.

Film yalnızca gazeteciliğin nüanslı bir tasviri değil aynı zamanda Katolik Kilisesi’nin gücünü ve etkisini gösteren, cinsel saldırıdan kurtulanlara ses vermenin güçlü bir yolu.

2015 yılı The Big Short, The Revenant, Mad Max: Fury Road, The Martian, Room, Brooklyn ve Bridge of Spies gibi harika filmleri barındıran belki de 21. Yüzyılın en güçlü En İyi Film aday listelerinden birine sahipti.

6. The Departed

The Departed
© Plan B Entertainment, Warner Bros., Initial Entertainment Group, Vertigo

The Departed, tarihin en büyük yönetmenlerinden biri olan Martin Scorsese‘nin nihayet ödüllendirildiği bir film olmasıyla ayrı bir önem taşıyor.

Taxi Driver, Raging Bull, Goodfellas gibi birçok kült yapımla Oscarı kazanamayan Scorsese bu filmle En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülünü evine götürmeyi başardı. Bu zaferi Scorsese‘nin filmografisini onurlandırmanın bir yolu olarak görmemek zor ancak En İyi Film ödülünü kazanmak bir kariyer ödülü olmanın çok daha ötesinde.

İlgili İçerik: The Irishman

The Departed pek çok unutulmaz karakter yaratan kaygan, kaba ve zekice hazırlanmış bir kedi ve fare oyunu. Belki de 21. yüzyılın en tutarlı ve eğlenceli filmlerinden biri. Filmin, Scorsese‘nin anlatıyı şok öğeleriyle destekleme yeteneğiyle birlikte 151 dakikalık süresi boyunca izleyicinin dikkatini asla bozmayan bir yapısı var.

5. 12 Years a Slave

12 Years a Slave
© River Road, New Regency Pictures, Plan B Entertainment

12 Years a Slave modern bir şaheser. Köleliğin korkusuz bir tasviri, tarihin kapsamını anlamak isteyenler için sadece izlenmesi gereken bir yapım. Yönetmen Steve McQueen, ana karaktere öğrenilmiş bir çaresizliği yerleştirek zulmün tüm yönlerini tasvir etmeye hevesli.

Bazen Akademi’nin kaliteden ziyade mesajları ve önemi nedeniyle ödülleri bu tarz filmlere verdiği doğrudur. Ancak 12 Years a Slave filmi hem parlak bir sinema başarısı hem de tarihin acı bir özetidir.

4. The Lord of the Rings: The Return of the King

The Lord of the Rings: The Return of the King
© New Line Cinema, Saul Zaentz Company

The Lord of the Rings üçlemesi, sinema tarihinde benzeri görülmemiş bir başarıdır. Sadece tüm zamanların en iyi film üçlemelerinden biri değil aynı zamanda şimdiye kadar yapılmış en iddialı yapımlardan biri. Farklı tarih ve kültüre sahip koca bir dünya hayata geçirilirken, yıllarca süren bir yolculukta karakterlerin etkileşimleri ve ilişkileri başarılı bir şekilde ele alınıyor.

The Lord of the Rings‘in herhangi bir büyük kategoride onurlandırılması için üçüncü filmin beklenmesi bir miktar utanç verici. Ancak The Return of the King başarılı bir üçlemenin, kazandığı 10 ödülle kaybedilen zamanı telafi etmeyi başardı.

3. Birdman (or the Unexpected Virtue of Ignorance)

Birdman
© New Regency Pictures, Le Grisbi, M Prods

Birman yalnızca eğlence endüstrisinin mevcut durumu ve sanatçıların yaratı süreçlerinde yaşadığı baskılar hakkında yorum yapan bir film değil, aynı zamanda son teknolojiyi kullanan nefes kesici bir teknik harika. Film esasen iki saatlik bir iç monologdur.

En İyi Film ödülü muhtemelen Boyhood, Whiplash ya da The Grand Budapest Hotel‘e gitmeliydi, ancak Birdman, Akademi için güzel değişiklik olarak tarihe geçti.

2. Parasite

Parasite
© CJ Entertainment, TMS Entertainment

Kore yapımı Parasite, En İyi Film ödülünü kazanan İngilizce olmayan ilk film olmasıyla sinemada başka bir çığır açtı. Sınıf farklılıkları ve zenginliğin cazibesinin hikayesi ise zamansız.

Belki de Parasite‘i bu kadar başarılı yapan şey, varlıklı Park ailesini kötü niyetli ve ya direkt kötü olarak tasvir etmemesi. Ancak gerçeklerden o kadar uzaklar ve başkalarının itaatkar olmasına o kadar alışkınlar ki, kendi açgözlülüklerinin sonuçlarını biçiyorlar. Seyirci Kim ailesinin yaratıcılığından keyif alsa ve aldatmacalarında mizahı bulsa bile, bu iki ailenin asla eşit olarak görülmeyeceğini düşünmek zorunda kalırlar.

Parasite hem bir hiciv hem de trajedidir. Tüm mantığın bir araya geldiği sıkı bir hikaye içine yerleştirilmiş zengin bir tematik materyal kaynağı. Film nesiller boyunca incelenecek ve saygı duyulacak bir yapım.

1. No Country For Old Men

Kötüden İyiye: 21. Yüzyılda En İyi Film Oscar’ı Kazanan 20 Film
© Miramax Films

Coen kardeşlerin bir neslin en iyi ve en etkili film yaratıcıları olduğu ve No Country for Old Men filminin onların başyapıtı olduğu konusunda haklı bir iddia var.

Joel ve Ethan Coen kardeşler hayatın doğasında var olan zulmü ve insan doğasının sıradanlığı hakkında anlattıkları hikayeleriyle tanınır. No Country for Old Men onların en sadece ve en amansız çalışmalarından biri.

Javier Bardem, Anton Chigurh karakteriyle sinema tarihinin en büyük kötü adamlarından biri oldu. Tommy Lee Jones, Şerif Ed Tom Bell olarak olağanüstü bir performans sergiledi.

No Country For Old Men, aynı yıl, 19. Yüzyıl Amerika’sındaki açgözlülük ve gücün bir başka bir hikayesi olan There Will be Blood filmiyle birlikte ödüle aday gösterildi. Her iki film de En İyi Film oscarını hak eden yapımlar ve her ikisi de ayrı ayrı başyapıt.